Güneş ve Rüzgar hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar.Ve rüzgar;
"sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım"der.
"şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim" der rüzgar.
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar.Ancak rüzgar şiddetini ne kadar arttırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkıp yaşlı adama sıcacık gülümser.Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan güneş rüzgara;
"Dostluk ve sevgi dolu sıcacık bir gülümseme her zaman kötülük ve zorbalık dolu ruhtan daha güçlüdür"der.
ne güzel bir hikaye değil mi???o zaman niye hep ruhumuzu sevgisizlikle,kinle nefretle doldururuz ki.niye hep içimizde biryerler de nefret hissini taşırız,niye hep en ufacık birşeyde nefretimizi kötülüğümüzü çıkarırız içimizden.insanları sevmemek için elimizden geleni yaparız...
ya da niye hep kinle yoğrulmuş hisleri dostluğa ve sevgiye tercih ederiz.oysa var mıdır insanları sevmek gibisi,onlara sıcacık gülüşünüzü hissettirmek gibisi.en güzeli de insanları günahlarıyla,sevaplarıyla sevebilmesi,insanı insan olduğu için sevebilmesi hele ki o sevdiğin bir de dostunsa var mıdır dostunu sevmek gibisi...
o zaman çıkaralım sıcacık gülüşümüzü dışarı,gülen gözlerle bakalım ilk önce hayata sonra da insanlara... sizi ne kadar kırarlarsa kırsınlar siz onlara sevgiyle yaklaşın kininiz nefretinizle değil sevginizle utandırın onları...çünkü sevdikçe gülümsedikçe yücelir insan,kırdıkça döktükçe değil sadece öyle olduğunu sanır o kadar.
ben her zaman sevginin gücüne inanırım aynı hikayedeki gibi çünkü ancak sevgi dolu sıcacık bir gülüş çıkartır her insanın üstündeki paltoyu,haşin dolu bir rüzgar değil...
26 Kasım 2010 Cuma
22 Kasım 2010 Pazartesi
BİR TUTAM HUZUR
bu aralar bir tutam huzur içindeyim galiba...
bunun tam nedeni bilmiyorum belki 25'li yaşları yaşıyor olmaktan belki hayatımızdaki bazı değişikliklerden belki belki belki... birçok belkisi olabilir aslında...
bir tutam huzuru en iyi hissettiğim yer ise şarkılar.daha yumuşak,daha huzurlu ama bir okadar da isyankar şarkılar kendi içerisinde... zaten isyan hep olmuştur hayatımın içerisinde ama bu aralar daha soft daha soundu yumuşak şarkılar bunlar...
Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım,Şarkılardan mirastı aşk: inandım,Ararsam bulurum sandım,Bulunca durulurum,Durulmuyor denizim,Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık,Durulmuyor durulmuyor,Kaoslarım girdaplarım labirentlerim,Nice nice dertlerim var,İçimden şehirler geçiyor,Her durakta duruyor İnmiyorsun,Seni en sıcak ben öperdim,Kim bilir ama sen bilmiyorsun... diyor bir tarafım alttan alttan isyan ediyor ama sıcak ve yumuşacık bir isyan..
Olmalı mı olmamalı mı,Yoksa hiç değişmemeli mi,Ama ben değişmezsem,Ben olamam ki,Görmeli mi görmemeli mi,Yoksa hiç bakınmamalı mı,Ama ben bakınmazsam,Hiç göremem ki,Sevmeli mi sevmemeli mi,Yoksa hiç beğenmemeli mi,Ama ben beğenmezsem,Hiç konuşmam ki,Bilmeli mi bilmemeli mi,Yoksa hiç öğrenmemeli mi ,Ama ben öğrenmezsem,Hiç olamam ki... diye sakincesine ben buyum diyerek isyan ediyor...
PEKİ YA... 30 seconds to mars,3 doors down,marilyn manson,deathstars ve daha birçoklarına ne oldu.bağırarak,çığlık atarak yapılan isyanlara noldu???onlar da ölmedi tabi ki içimizde biryerlerdeler ama bu aralar yaşadığım bir tutam huzurun baş kahramanları değiller...
bunun tam nedeni bilmiyorum belki 25'li yaşları yaşıyor olmaktan belki hayatımızdaki bazı değişikliklerden belki belki belki... birçok belkisi olabilir aslında...
bir tutam huzuru en iyi hissettiğim yer ise şarkılar.daha yumuşak,daha huzurlu ama bir okadar da isyankar şarkılar kendi içerisinde... zaten isyan hep olmuştur hayatımın içerisinde ama bu aralar daha soft daha soundu yumuşak şarkılar bunlar...
- feridun düzağaç mesela...bir varmış bir yokmuş,beni rahatta dinleyin,mütemadiyen ağlıyorum,aşk çok uzak,çok aşık,içimden şehirler geçiyor...
Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım,Şarkılardan mirastı aşk: inandım,Ararsam bulurum sandım,Bulunca durulurum,Durulmuyor denizim,Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık,Durulmuyor durulmuyor,Kaoslarım girdaplarım labirentlerim,Nice nice dertlerim var,İçimden şehirler geçiyor,Her durakta duruyor İnmiyorsun,Seni en sıcak ben öperdim,Kim bilir ama sen bilmiyorsun... diyor bir tarafım alttan alttan isyan ediyor ama sıcak ve yumuşacık bir isyan..
- bülent ortaçgil mesela...benimle oynar mısın,deniz kokusu,olmalı mı olmamalı mı,sensiz olmaz,teninle konuşmak...
Olmalı mı olmamalı mı,Yoksa hiç değişmemeli mi,Ama ben değişmezsem,Ben olamam ki,Görmeli mi görmemeli mi,Yoksa hiç bakınmamalı mı,Ama ben bakınmazsam,Hiç göremem ki,Sevmeli mi sevmemeli mi,Yoksa hiç beğenmemeli mi,Ama ben beğenmezsem,Hiç konuşmam ki,Bilmeli mi bilmemeli mi,Yoksa hiç öğrenmemeli mi ,Ama ben öğrenmezsem,Hiç olamam ki... diye sakincesine ben buyum diyerek isyan ediyor...
- erkin koray mesela,mesela ezginin günlüğü,mesela umut kaya,mesela yasemin mori,mesela the nickelback,mesela the cranberries... bu aralar böle uzar gider bu liste...
PEKİ YA... 30 seconds to mars,3 doors down,marilyn manson,deathstars ve daha birçoklarına ne oldu.bağırarak,çığlık atarak yapılan isyanlara noldu???onlar da ölmedi tabi ki içimizde biryerlerdeler ama bu aralar yaşadığım bir tutam huzurun baş kahramanları değiller...
BİR "DENİZ YILDIZI" HİKAYESİ ANLATAYIM SİZE...
Bir gün sabahın erken saatlerinde sahil kenarında yürüyüşe çıkan bir yaşlı adam, kumsalda yüzlerce hatta binlerce denilebilecek denizyıldızı ile karşılaşır. Yükselen denizin acımasız dalgaları onları sahile atmıştır. Denizden ayrı kalan denizyıldızları ise can çekişmekte ve bir kurtarıcı beklemektedirler.Yaşlı adam, denizyıldızlarını görmezden gelemez. Hiç olmazsa kurtarabildiğim kadarını kurtarırım, düşüncesiyle denizyıldızlarını denize atmaya başlar. Fakat sayıları o kadar çoktur ki!.. “Daha fazlasını kurtarmalıyım” düşüncesiyle hızını artırır. Onun bu telaşlı hareketleri sahilin öbür ucundan yürüyüşe başlayan bir genç adamın dikkatini çeker. Yaklaştığında yaşlı adama selam verir ve:
“Böyle telaşlı telaşlı ne yapıyorsunuz?” diye sorar: Yaşlı adam, işine hiç ara vermeden soluk soluğa cevap verir: “Denizyıldızlarını okyanusa atıyorum.”
Bu cevaba pek anlam veremeyen genç adam, tekrar sorar: “Denizyıldızı mı?”
“Evet“, der yaşlı adam. “Çünkü güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları bir an önce suya atmazsam az sonra ölecekler.”
Yaşlı ve bilge adamın telaşını hâlâ anlamayan genç adam tekrar sorar: “Ama görmüyor musunuz? Kilometrelerce sahil var ve boydan boya denizyıldızı ile dolu. Senin yalnız başına gösterdiğin bu gayret sonunda ne değişecek ki?”
Yaşlı adam, karşısındaki genç adama anlamlı anlamlı baktıktan sonra eğilerek yerden bir denizyıldızı daha alır ve onu okyanusa fırlatırken şöyle seslenir: “Bak. Onun için çok şey değişti.
İşte hepimiz birer deniz yıldızıyızdır aslında,birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekleriz.
DENİZ YILDIZININ HİKAYESİDİR HAYAT,NE KADAR KURTARIRSAN KAR"
16 Kasım 2010 Salı
bir film gibi...: BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...
bir film gibi...: BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...: "bir masa; dikdörgen uzun bir masa,etrafında 15civarı insan her yaştan her özellikten... bir masa;dikdörtgen uzun bir masa;üstünde her çeşit ..."
BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...
- bir masa; dikdörgen uzun bir masa,etrafında 15civarı insan her yaştan her özellikten...
- bir masa;dikdörtgen uzun bir masa;üstünde her çeşit yiyecek;sucuğundan salamına,peynirinden zeytinine ne ararsan...
- bir masa;sağ baştan say,en büyükten en küçüğe anneannem,dedem,teyzem,eniştem,büyük kuzen,onun eşi ve onların iki çocuğu,küçük kuzen,onun eşi ve onların 1 çocuğu,en küçük teyze yani annem,onun eşi ve onun 1 çocuğu,yıllardır teyzemlerle birarada yaşayan yengem ve onun iki çocuğu olduk mu size 17 kişi,bir masanın etrafında 17 kişi...
- bir ev;sabah erkenden kalkılan bünyesinde tüm aileyi barındıran bir ev,sabah sabah en küçüğünden en büyüğüne namazdan gelen erkekleri bekleyen hanımlar,sonra herkesin teker teker elleri öpülür,işte en sevmediğim kısım, el öpmek zor zanaat ama yüzümde el öpmeyi sevmesem bile kocaman bir gülücük,sonunda gelecek paralar var çünkü;))eller öpüldükten herkes birbirini kutladıktan sonra telaşla masaya geçilir uzun dikdörtgen masaya hep masanın en köşesine oturan ben çünkü o köşeden ailemi ve yüzlerindeki mutluluğu,kalabalık ama mutlu ailemizin neşe dolu muhabbetini izlerim hep ve o çeşit çeşit yiyecekleri tam anlamıyla tadamandan kalkarım çünkü ailemi izlemek doyurur beni.saatlerce uzun dikdörtgen masada keyif yapılır,gülünür,konuşulur...sonra saate bakılır saat epey olmuştur ve telaşla oturduğumuz masadan uzun sohbetler sonrasında telaşla kalkılır,masa el birliğiyle toplanır ve masa toplanır toplanmaz zil çalar ve misafirler akın akın dolar o saatten sonra işte olayın bu kısmını pek sevmemişimdir hep,çünkü okadar çok insan gelip gider ki arka arkaya kendi geniş ailemi hissetmemi engeller kocaman kalabalık diğer aile bireylerim...ama genede mutluyumdur çünkü ne kadar büyük bir ailem olduğunu o zaman daha çok anlarım ben,zaman zaman şikeyet etsemde bu kadar kalabalıktan bakmayın siz şımarıklığımdandır aslında bütün şikayetim...
-işte böyle bir masanın etrafında büyüyerek geçirdim ben her bayramı,kocaman kalabalık bir aileyle geçirdim,çok mutlu ama şımarıklığımdan hep kalabalıktan şikayet ederek geçirdim.oysa o masanın etrafında toplanabilmek için can atardım her bayram...
-sonra yıllar geçti aile bireylerinde ilk önce dede,sonra anneanne eksildi... biz gene toplandık ama eski tadı kalmadı hiçbirşeyin çünkü büyümüştük artık birileri hayatımızdan çok uzaklara gitmiş geride kalanlar ise hayat gailesine dalmıştı,küçükler büyümüş üniversiteye başlamıştı,o uzun dikdörtgen masanın etrafı eksiklerle doluydu...
-ailem gene benim ailemdi,sevgimizden mutluluğumuzdan hiçbirşey eksilmemişti belki ama hiçbirşeyde benim gözümde eskisi gibi değildi,gözlerimdeki parlaklık eski parlaklık değildi...
çünkü kim ne derse desin hiçbir yeni gün eskisi gibi olmuyor,hele bayramlar hiç olmuyor,her geçen gün hayatımızdan birileri eksilmeye birileride büyümeye başlayınca eskisi gibi olmuyor herşey,en azından bana göre...
-yıl 2010 şimdi artık teyzemlerde geçirmiyoruz bayramları evimizde 3 kişiyiz halamlarla birlikte 7 kişi...
o masa hala aynı uzun dikdörtgen masa etrafında hala insanlar var,teyzemler her bayram eskisi gibi bizi de görmek ister yine ama ben artık küçük masamda daha mutluyum... belki de en çok ben değiştim,çünkü şimdi küçük masamda o uzun dikdörtgen masadakinden daha mutlu hissediyorum kendimi...
çünkü o masada eksikler varken ben de kendi eksik dünyamda yaşamayı seviyorum...
-kaldırmıyor bu bünye hayatımdan göçüp gidenleri,en iyisimi bende küçük dünyamda kutlayarak bayramları daha az acıtıyorum kendi canımı...
İYİ BAYRAMLAR TÜRKİYE,YILLARIN ALIP GÖTÜRDÜKLERİNE RAĞMEN İYİ BAYRAMLAR...
10 Kasım 2010 Çarşamba
HER KAYBEDİŞ BİR BAŞLANGIÇTIR ASLINDA...
Uzun zamandır ağlamayı unuttum,kurudu gözyaşlarım sonbahar yaprakları gibi sonra savruldu gitti uzaklara acımasız bir rüzgarın hışmıyla...
Yok oldu birden hatıralarım,yok oldu hayatım,yok oldu umutlarım, duygularım,gururum,hüznüm,acım,sevincim.
Bir deli rüzgarla yok oldular hepsi,savruldukça savruldum uzaklara,haykırmaya çalıştım burdayım kurtarın beni dedim insanlara ama görmediler,üstüme basıp geçtiler...
Sonra kendime benzer birilerini gördüm savrulduğum bir köşede onlarda ağlamayı unutmuş kuruyup gitmişlerdi benim gibi,onlarda savrulmuşlardı farklı farklı rüzgarlarla.
"merhaba" dedim onlara "merhaba" dediler. Ümitsizliklerimizi,kaybolmuş hatıralarımızı hüzünlerimizi,geride kalmış sevinçlerimizi paylaştık hepberaber,paylaştıkça büyüdük paylaştıkça büyüdük,büyüdükçe geri geldi tüm kaybettiklerimiz...
Sonra pusuya yatıp bekledik hain rüzgarı çok uzun zaman bekledik bekledikçe daha da büyüdük.ve birgün geldi bizi yok etmeye daha da acımasız olmuştu rüzgar gelişinden belliydi ama bizde acılarımızla büyümüş güçlenmiştik artık savaşmaya hazırdık...
Ve beklenen an geldi daldık acımasızca savaşa ne rüzgar bize acıdı ne biz rüzgara...
sonra geri geldi bahar,yeşerdi yapraklarımız,tüm kaybetiklerimiz geri aldık hayattan...
ardından hüngür hüngür ağladık baharın kollarında,döktük sevinç gözyaşlarımızı korkusuzca ve sarıldık kader arkadaşlarımızla omuz omuza kol kola...
kazanmıştık savaşı sarmalayıp birbirimizi acılarımızla,acıları sevinçlere dönüştürdük büyük bir savaşla...
Ve sonra anladık ki yoktu gerek korkmaya sahici olan birlik olmakta birlik olduğun sürece hayatta her kaybediş bir başlangıçtır aslında...
bizde döküyoruz bu aralar yapraklarımızı,biraz kurumaya başladık bu aralar,korkmaya konuşamamaya başladık gerçekleri,yalnız olmayı beraber olmaya tercih ettik nedense ama geçecek bu günlerde atam geçecek hain rüzgarlara karşı birlik olup korkmadan,yılmadan usanmadan yolundan gittiğimiz,seni anlamaya başladığımız gün geçecek hepsi... gülecek o masmavi gözlerin yine ışıl ışıl parlayacak işte benim ülkem benim insanlarım diyeceksin gene savrulduğumuz rüzgarla birlik olup büyüdükçe büyüyecek büyüdükçe güçleneceğiz yeneceğiz hain rüzgarları gene, senle başladık bu topraklarda özgürce yaşamaya senle de devam edeceğiz...
RAHA UYU SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM... BİZ SAVRULURUZ SENİN KURDUĞUN BU ÜLKE İÇİN AMA YİNE BİZ GETİRİRİZ BAHARI BU ÜLKEYE SEN RAHAT UYU...
Yok oldu birden hatıralarım,yok oldu hayatım,yok oldu umutlarım, duygularım,gururum,hüznüm,acım,sevincim.
Bir deli rüzgarla yok oldular hepsi,savruldukça savruldum uzaklara,haykırmaya çalıştım burdayım kurtarın beni dedim insanlara ama görmediler,üstüme basıp geçtiler...
Sonra kendime benzer birilerini gördüm savrulduğum bir köşede onlarda ağlamayı unutmuş kuruyup gitmişlerdi benim gibi,onlarda savrulmuşlardı farklı farklı rüzgarlarla.
"merhaba" dedim onlara "merhaba" dediler. Ümitsizliklerimizi,kaybolmuş hatıralarımızı hüzünlerimizi,geride kalmış sevinçlerimizi paylaştık hepberaber,paylaştıkça büyüdük paylaştıkça büyüdük,büyüdükçe geri geldi tüm kaybettiklerimiz...
Sonra pusuya yatıp bekledik hain rüzgarı çok uzun zaman bekledik bekledikçe daha da büyüdük.ve birgün geldi bizi yok etmeye daha da acımasız olmuştu rüzgar gelişinden belliydi ama bizde acılarımızla büyümüş güçlenmiştik artık savaşmaya hazırdık...
Ve beklenen an geldi daldık acımasızca savaşa ne rüzgar bize acıdı ne biz rüzgara...
sonra geri geldi bahar,yeşerdi yapraklarımız,tüm kaybetiklerimiz geri aldık hayattan...
ardından hüngür hüngür ağladık baharın kollarında,döktük sevinç gözyaşlarımızı korkusuzca ve sarıldık kader arkadaşlarımızla omuz omuza kol kola...
kazanmıştık savaşı sarmalayıp birbirimizi acılarımızla,acıları sevinçlere dönüştürdük büyük bir savaşla...
Ve sonra anladık ki yoktu gerek korkmaya sahici olan birlik olmakta birlik olduğun sürece hayatta her kaybediş bir başlangıçtır aslında...
bizde döküyoruz bu aralar yapraklarımızı,biraz kurumaya başladık bu aralar,korkmaya konuşamamaya başladık gerçekleri,yalnız olmayı beraber olmaya tercih ettik nedense ama geçecek bu günlerde atam geçecek hain rüzgarlara karşı birlik olup korkmadan,yılmadan usanmadan yolundan gittiğimiz,seni anlamaya başladığımız gün geçecek hepsi... gülecek o masmavi gözlerin yine ışıl ışıl parlayacak işte benim ülkem benim insanlarım diyeceksin gene savrulduğumuz rüzgarla birlik olup büyüdükçe büyüyecek büyüdükçe güçleneceğiz yeneceğiz hain rüzgarları gene, senle başladık bu topraklarda özgürce yaşamaya senle de devam edeceğiz...
RAHA UYU SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM... BİZ SAVRULURUZ SENİN KURDUĞUN BU ÜLKE İÇİN AMA YİNE BİZ GETİRİRİZ BAHARI BU ÜLKEYE SEN RAHAT UYU...
4 Kasım 2010 Perşembe
MAVİ GÖZLÜ DEV NAZIM
| NAZIM... MAVİ GÖZLÜ,YAKIŞIKLI,DUYGUSAL,AŞIK NAZIM... | |||||||||||||||||||||||||||||||
BİR GARİP NAZIM
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir
(11.9.'61 - Doğu Berlin)
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
Size bugün bir arkadaşımın kendi bloğunda yazdığı mükemmel sözleri aktarıcam o kadar güzel sözler ki şu an benim ve belki de sizin de içide bulunduğunuz durumu kısa ve net bir şekilde anlatıyor...
BOŞLUĞUNDA YAŞAMAK
Eski bir gemi güvertesinden denize bakıyorduk ya işte öyle bir andayım.
Yine gemi güvertesinde, yine denize bakıyorum...
Yanımda sen yoksun ama yalnız da değilim sanki.
Birinin varlığını hissediyorum, biri var benliğimde... ama sadece var işte ötesi yok yani!
Ben onca varlık hissinin içinde ufacık da olsa bir boşluk yaşıyorum ve ne yaparsam yapayım dolmuyor işte ufacık dediğim o boşluk...
Ne kadar görmezlikten gelmeye çalışsam da bir yerlerde, ufacık bir sözde, bir bakışta o boşluğa düşüyorum.
Sonra biri beni çıkarıyor o boşluktan, tekrar yol alıyoruz ama bu sefer bir melodi, bir koku yine itiyor beni o boşluğa...dönüp dolaşıp aynı boşlukta takılıyorum işte.
İşte galiba ben tam da o boşlukta yaşıyorum hayatı, bu boşluk içinde var olma savaşı veriyorum hala...
Ve her şeye rağmen sana teşekkür ediyorum, bana boşluklarda yaşayarak mutlu olabilmeyi öğrettiğin için...
YAZAN:AYSU GÖKOVA (YAZINA SAĞLIK AYSU)
NE KADAR GÜZEL DEĞİL Mİ BENDE BOŞLUĞUNDA BÖYLE YAŞIYORUM İŞTE...
BOŞLUĞUNDA YAŞAMAK
Eski bir gemi güvertesinden denize bakıyorduk ya işte öyle bir andayım.
Yine gemi güvertesinde, yine denize bakıyorum...
Yanımda sen yoksun ama yalnız da değilim sanki.
Birinin varlığını hissediyorum, biri var benliğimde... ama sadece var işte ötesi yok yani!
Ben onca varlık hissinin içinde ufacık da olsa bir boşluk yaşıyorum ve ne yaparsam yapayım dolmuyor işte ufacık dediğim o boşluk...
Ne kadar görmezlikten gelmeye çalışsam da bir yerlerde, ufacık bir sözde, bir bakışta o boşluğa düşüyorum.
Sonra biri beni çıkarıyor o boşluktan, tekrar yol alıyoruz ama bu sefer bir melodi, bir koku yine itiyor beni o boşluğa...dönüp dolaşıp aynı boşlukta takılıyorum işte.
İşte galiba ben tam da o boşlukta yaşıyorum hayatı, bu boşluk içinde var olma savaşı veriyorum hala...
Ve her şeye rağmen sana teşekkür ediyorum, bana boşluklarda yaşayarak mutlu olabilmeyi öğrettiğin için...
YAZAN:AYSU GÖKOVA (YAZINA SAĞLIK AYSU)
NE KADAR GÜZEL DEĞİL Mİ BENDE BOŞLUĞUNDA BÖYLE YAŞIYORUM İŞTE...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.jpg)