bugün size dostluktan daha doğrusu benim dostlarımdan bahsedeyim biraz,herşeyi anlatırken hayata dair, hayatımın en içindeki yıllardır yanımda olan dostlarımı anlatmadan geçmek istemedim..
düşünsenize ne kadar kutsal birşeydir dostluk,aranızda kan bağı olmadan farklı karakteristik özelliklere sahipken sırf birbirinizi sevdiğiniz için biraraya gelirsiniz ve hayatın tüm zorluklarına karşı sevgi ve saygı içinde ayakta kalmaya çalışır,birbirinizin farklı özellikleriyle savaşır,onlardan eğlenceli şeyler çıkarmaya çalışır bazen de bu farklı özelliklere kızar ama dost olduğunuz için tüm sevginizle ayakta kalırsınız.bu yüzden bazen bir ailenin kan bağından daha güçlüdür dostluk aynı benimkiler gibi...
YIL 1989; kendimi algılayıp tanımaya başladığım zamanlar,yanımda benim gibi küçük bir kız çocuğu daha var,nedense nerdeyse her akşam bizde ve ben bu kız çocuğunun neden sürekli bizde olduğunu algılayamıyorum ama bize gelmediği günler çok üzülüyorum çünkü onunla her gün oynamaya alışmışım.böyle böyle birkaç yıl daha geçiyor artık 5'li yaşlarımızdayız ve ben bu kız çocuğunu artık daha iyi tanıyorum,kim olduğunu biliyorum.her günümüz hatta gecemiz birlikte geçiyor.arada akşamları bizde kalıyor ve erkenden uyuyor ama ben kıpırdağın teki olduğum için uyutmuyorum onu sürekli dürtüyorum ve sürekli peşindeyim ama o benim her engelime karşı uyumaya devam ediyor...
VE YIL 2010; o gün bugündür hala aynı...ben meltemi hala uyutmam ama o bana rağmen hala uyur.biz yıllardır kardeşiz aynı ilk günkü gibi.bol bol da kavga ederiz meltemle yeri göğü inlettiğimiz zamanlar olur ama iki dakika sonra hiçbişi olmamış gibi devam ederiz hayatımıza çünkü birbirimizin içini dışını biliriz biz,hatta kavga etmezsek bi terslik vardır bu işte...farklıdır meltemle kardeşliğimiz ama özeldir.
YIL 2004; kızın biri italyanca dersinde gelip yanıma oturdu,her ne kadar o benim onun yanıma oturduğumu iddia etsede ben öyle hatırlamıyorum:))ama önemli olan kimin ilk önce birbirinin yanına oturduğu değil bu italyanca dersinin gelecek yıllarda dost olmasına yol açacağı iki kız.ilk italyanca dersiyle başladı bizim arkadaşlığımız kim bilebilirdi ki bir italyanca dersi bu iki kızı yıllar boyu nerdeyse 24 saat birbirinden ayırmayacak,her zorluğu her sıkıntıyı her mutluluğu o günden bu güne birlikte yaşayıp atlatacaklar,gelecek yıllar için birlikte hayal kuracaklar,birlikte ağlayıp birlikte gülecekler...herkes bu iki kızın dostluğunu her dakika her an kıskanacak,öğrencileri bırakın öğretmenler bile bu iki kızın dostluğunu kıskanıp ama bir yandanda içlerinden gıpta edecekler...
YIL 2010; işte öget'le böyle başladı herşey...bu okulun bize verdiği en güzel şey dostluğumuz oldu her daim ayakta duran dostluğumuz bundan sonrada böyle olacak bizi kıskananlar,çekemeyenler ömürlerinin sonuna kadar kıskançlık kırıntılarını içlerinde hissedecekler...
YIL GENE 2004; mavi gözlü kızın biri,gözleri çok güzel ama nedense yüzü hiç gülmüyor,soğuk nevalenin teki hiç kanım almadı ve nedense bu kızla sürekli aynı ortamda karşılaşıyoruz ve ben bu durumdan hiç memnun değilim.gel zaman git zaman oluyor bu kızla başka bir ortak arkadaşımızdan dolayı arkadaş olmak zorunda kalıyoruz başka çare yok arkadaş hatırına katlancaksın işte n'aparsın... ama ama ama ben bu kızı tanıdıkça çok sevmeye başlıyorum,ne kadar eğlenceli,aslında istedimi ne kadar güleryüzlü olabildiğini farkediyorum...sevmeye yakınlaşmaya başlıyoruz birbirimize ve bu yakınlık enteresan bir biçimde her geçen gün daha perçinleniyor.sonra öget,ben ve derya her günümüzü her dakikamızı birlikte geçirmeye başlıyoruz.bağlandıkça bağlanıyoruz birbirimize yaz-kış artık her daim birlikteyiz,aradaki pislikleri de safdışı edince daha da perçinleniyor arkadaşlığımz,okulda dışarda yaşadığımız her zorluğu birlikte omuz omuza çözüyoruz.her saf dışı ettiğimiz pislik aslında daha da yakınlaştırıyor bizi birbirimize.bu ekibe meltem de katılınca daha da büyüyor daha da güçlü oluyoruz.
VE YIL 2010; şimdi bu mavi gözlü soğuk kız benim en canım hatta ailem ve hatta kuzenimin nişanlısı ey hayat bak sen şu işe kim derdi ki... nerden nereye:))
YIL 2004 HAZIRLIĞIN İLK AYLARI...bir çocuk var,sürekli necibe diye birinden bahsediyorlar,necibe aşağı necibe yukarı.ben tabi necibeyi kız arkadaşı sanıyorum bu çocuğun.bir gün dayanamıyorum ve "necibe kim?" diye soruyorum ve "necibe benim wosvosum,plakası ncb olduğu için necibe diyoruz"diye bir cevapla karşılaşıyorum.kıpkırmızı ve sevimli bir araba olduğu için değme lüks arabalardan daha popüler."bizide bindirsene bir gün"diyorum."tamam"diyor ve biniş o biniş necibe yanana kadar hiç inmiyoruz o wosvosdan yeri geldiğinde 10 kişi bile biniyoruz o wosvosun içine ve necibe yandığında bir tarih kapanıyor ama aydoğanla benim dostluğum bir tarih açıyor.sürekli birlikteyiz,sürekli yanyanayız.abilik yapıyor bana aydoğan,zor günümde mutlu günümde hep yanımda tabi bende onun.gerçek abim olsa bu kadar sevemem belki de annem babam bile ona ve onun dostluğuna çok güveniyor.onu derya,meltem ve ögetle tanıştırıyorum ve artık hepimizin dostu,arkadaşı oluyor.hepimize lakaplar takıyor hepimizi çok güldürüyor,farklı bir kişilik orjinal adamım benim o.aydu'muz bizim o ayduca dilinin kurucusu,tam bir orjinal ama kalbi yüreği sağlam orjinallerden...
işte böyle yıllardır yetiyoruz biz birbirimize yıllardır tüm zorlukları,bize yapılan tüm süikastleri,tüm sıkıntıları,tüm mutlulukları,aşkları,terkedişleri,kalp ağrılarını,mutlu birliktelikleri,eğlenceli günleri,deliliklerimizi,yazımızı-kışımızı beraber yaşadık,berbaber atlattık herşeyi ve beraber tutunduk hayata.bazen sendeliyor gibi olduk,bazen yıkacaklar bizi sandık ama aslında her gün bizi daha da güçlendirdi yine voltran oluşturup iyi günde de kötü günde de bir araya geldik.
hayaller kurduk daima gelecekle ilgili,hepimizin birarada oturacağı öpmüşler ve olmuşlar sitesini kurduk ömür boyu ayrılmamak için...hayallerimizin içinde de hep birlikte olduk kısacası...çünkü biliyorduk ki bizi bizden başka düşünen yoktu.biz ancak birbirimize destek olurduk bu hayatta sadece biz destek olurduk birbirimize,yeni gelen çok insan olurdu ama kimse kurduğumuz bağ gibisini yaşatamazdı bize çünkü biz şarap gibi yıllandıkça güzelleşenlerdendik.yeniler ancak farklılık katardı hayatımıza bizi monotonluktan kurtarırdı işte o kadar onlardan geriye kalanlar biz olurduk gene,sadece biz...
ŞİMDİ 10 YIL SONRASI... yıl 2020 ve niceleri... eğer hayatımıza yeni giren insanlar yani sevgililerimiz ya da eşlerimiz onlarla da bu uyumu yakalar ve hepimiz daha da büyüyerek aile dostu olabilme şerefine erişirsek ve bu aileyi çocuklarımızla daha da kalabalıklaştırırsak işte o zaman kimse tutamaz bizi,mahşere kadar dostuz ama mahşerden sonra da arkamızda bizim dostluğumuzu yürüten bir mirasımız var çocuklarımız...ölsek bile içimiz rahat yani:))
ama ben biliyorum ki biz o şerefe erişeceğiz neler atlatmışız biz,iki sevgili iki eş mi o şerefe eriştiremeyecek bizi... çünkü ne demiş Nietzsche ve Konfüçyüs;
"Güller , laleler , bütün çiçekler solar . Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır."
28 Aralık 2010 Salı
22 Aralık 2010 Çarşamba
BİR YERLERDEN BAKIYORUM HAYATA...
biryerlerden bakıyorum hayata bilmediğim daha önce görmediğim hissetmediğim biryerlerden...
daha önce bakmamıştım hiç buradan hayata o baktığım yerinde neresi olduğunu bilmiyorum ya...
ama çok güzel bir yer olduğunun farkındayım çünkü seni getiriyor bana,seni düşündürüyor,seni hissettiriyor... kaybettiklerimi geri getiriyor kazandıklarımı daha da ileri götürtüyor herşey daha farklı ve daha güzel oluyor...
yeni penceremin içinde yaşıyorum hayatı yeni yollar keşfediyorum yepyeni vapurlara binip yeni yeni güverteler keşfediyorum ve daima iyiye götüren yeni yepyeni seçenekler...
gülüyorum her daim,sıcacık bir bakışla bakıyorum hayata ama en çok da sana... deniz daha bir farklı benim için,insanlar,hayat,vapurlar... daha daha niceleri.
gözlerim parlak pırıl pırıl içinden ışık geçmişcesine,mutlu olmayı ilk defa bu kadar derinlemesine içime çekiyorum,çektikce her günü derinlemesine en ince ayrıntısıyla yaşıyorum...
düşünüyorum sonra yeni pencerem neden bu kadar güzel,yeni keşiflerim neden bu kadar farklı,neden herşey daha bir bambaşka ve neden daha önce görmediğim yerlerden bakıp hissetmediğim yerlerden bakabiliyorum hayata...daha öncekilerden niye farklı...
nedenlerle dolu ama bu nedenler bir vapurun üzerinde deniz kokusunu içine çeken nedenler...o kadar duru,güzel ve hayat dolu...
bir yerlerden bakıyorum hayata ve o baktığım yerin neresi olduğunu bilmiyorum ya...ama birşeyi tek bir şeyi biliyorum galiba...
bir düşün bakalım neyi acaba???
daha önce bakmamıştım hiç buradan hayata o baktığım yerinde neresi olduğunu bilmiyorum ya...
ama çok güzel bir yer olduğunun farkındayım çünkü seni getiriyor bana,seni düşündürüyor,seni hissettiriyor... kaybettiklerimi geri getiriyor kazandıklarımı daha da ileri götürtüyor herşey daha farklı ve daha güzel oluyor...yeni penceremin içinde yaşıyorum hayatı yeni yollar keşfediyorum yepyeni vapurlara binip yeni yeni güverteler keşfediyorum ve daima iyiye götüren yeni yepyeni seçenekler...
gülüyorum her daim,sıcacık bir bakışla bakıyorum hayata ama en çok da sana... deniz daha bir farklı benim için,insanlar,hayat,vapurlar... daha daha niceleri.
gözlerim parlak pırıl pırıl içinden ışık geçmişcesine,mutlu olmayı ilk defa bu kadar derinlemesine içime çekiyorum,çektikce her günü derinlemesine en ince ayrıntısıyla yaşıyorum...
düşünüyorum sonra yeni pencerem neden bu kadar güzel,yeni keşiflerim neden bu kadar farklı,neden herşey daha bir bambaşka ve neden daha önce görmediğim yerlerden bakıp hissetmediğim yerlerden bakabiliyorum hayata...daha öncekilerden niye farklı...
nedenlerle dolu ama bu nedenler bir vapurun üzerinde deniz kokusunu içine çeken nedenler...o kadar duru,güzel ve hayat dolu...
bir yerlerden bakıyorum hayata ve o baktığım yerin neresi olduğunu bilmiyorum ya...ama birşeyi tek bir şeyi biliyorum galiba...
bir düşün bakalım neyi acaba???
GROWN UPS-bazılarının olgunlaşmak için biraz daha fazla zamana ihtiyacı vardır.
geçenlerde çok güzel bir film izledim...

adı grown ups-yani büyükler
başrollerde adam sandler ve salma hayek.biraraya gelmelerini düşünemediğim iki oyuncu ama bu filme inanılmaz bir biçimde yakışmışlar.zaten adam sandler hayran olduğum oyunculardan biri ve yaptığı her işte çok iyi...
50 first date,click ve damadı öpebilirsinden sonra adam sandlerdan ne zamandır onlar kadar iyi bir film bekliyordum ve geçenlerde bu filmi buldum.GROWN UPS...
hem çook eğlenceli,dibine kadar güldürebilen unsurlar içeriyor hem de click ve 50 first date filmindeki gibi anlamlı ve güzel,hayatın ufak mutluluklarını,ayrıntılarını keşfetmeyi anlatıyor.
5 küçük arkadaş bir basketbol takımının yetenekli ve afacan çocukları ve babaları gibi sevdikleri koçları...
yıllar sonra bu 5 küçük afacan büyür ve hayat onları bambaşka yerlere dağıtır ama ileride tekrar buluşacakları bir yer vardır,orası filmde saklı;))
işte bundan sonra hayaları hem eskisi gibi olur ama bir yandan da küçük mutlulukların ama büyük dostlukların olduğu bambaşka bir yöne doğru kayar,hem bu sefer artık 5 kişi de değillerdir...
belki adam sandler olduğu için belki hayal ettiğim bir hayat tarzı olduğu için belki de her ikisi de olduğu için ben bu filmden çook ama çok etkilendim,çok sevdim,çok güldüm ve çook derinlerde hissettim...
belki sizde izlemek istersiniz,belki sizde benim gibi sever ve etkilenirsiniz diye bu güzel filmi sizinle paylaşmak istedim İYİ SEYİRLER HEPİNİZE...

adı grown ups-yani büyükler
başrollerde adam sandler ve salma hayek.biraraya gelmelerini düşünemediğim iki oyuncu ama bu filme inanılmaz bir biçimde yakışmışlar.zaten adam sandler hayran olduğum oyunculardan biri ve yaptığı her işte çok iyi...
50 first date,click ve damadı öpebilirsinden sonra adam sandlerdan ne zamandır onlar kadar iyi bir film bekliyordum ve geçenlerde bu filmi buldum.GROWN UPS...
hem çook eğlenceli,dibine kadar güldürebilen unsurlar içeriyor hem de click ve 50 first date filmindeki gibi anlamlı ve güzel,hayatın ufak mutluluklarını,ayrıntılarını keşfetmeyi anlatıyor.
5 küçük arkadaş bir basketbol takımının yetenekli ve afacan çocukları ve babaları gibi sevdikleri koçları...
yıllar sonra bu 5 küçük afacan büyür ve hayat onları bambaşka yerlere dağıtır ama ileride tekrar buluşacakları bir yer vardır,orası filmde saklı;))
işte bundan sonra hayaları hem eskisi gibi olur ama bir yandan da küçük mutlulukların ama büyük dostlukların olduğu bambaşka bir yöne doğru kayar,hem bu sefer artık 5 kişi de değillerdir...
belki adam sandler olduğu için belki hayal ettiğim bir hayat tarzı olduğu için belki de her ikisi de olduğu için ben bu filmden çook ama çok etkilendim,çok sevdim,çok güldüm ve çook derinlerde hissettim...
belki sizde izlemek istersiniz,belki sizde benim gibi sever ve etkilenirsiniz diye bu güzel filmi sizinle paylaşmak istedim İYİ SEYİRLER HEPİNİZE...
13 Aralık 2010 Pazartesi
13 ARALIK 1935
13 aralık 1935 şehir istanbul...
minicik bir kız çocuğu geldi dünyaya...ışıl ışıl parlayan gözleri vardı...
yıllar yıllar sonra...minicik kız çocuğu genç bir kız oldu ve ışıl ışıl parlayan gözleri daha parlak bakmaya başladı dünyaya...
sonra daha minicik bir bebekken ışıldayan gözleri genç kızlık yıllarından itibaren birşeyleri değiştirmek için yola çıkacaktı...
veee...bu kız değiştirmek için çıktığı yolda kiminin annesi,kiminin ablası,kiminin akranı,kiminin arkadaşı,kiminin dert ortağı... olacaktı.
onun adı "TÜRKAN" dı....
Tüm Türkiye'nin hatta dünya'nın TÜRKAN SAYLAN'ı olacaktı...
İYİ Kİ DOĞDUIN TÜRKAN ANNE İYİKİ VARDIN VE HALA VARSIN VE GERİDE BIRAKTIKLARINLA VAR OLMAYA DEVAM EDECEKSİN...
(seni nasıl anlatsam bilemedim,nasıl döksem sana olan duygularımı...hiç tanıyamadım belki seni ama içimde hissettim.senin tırnağının zerresi olamasamda yarattıklarını yaşatmak için uğraşan kızlarından biriyim senin en azından böyle hissediyorum.yattığın yerde huzur ve ışıklar içinde uyu...senin yolun artık bizim yolumuz)
minicik bir kız çocuğu geldi dünyaya...ışıl ışıl parlayan gözleri vardı...
yıllar yıllar sonra...minicik kız çocuğu genç bir kız oldu ve ışıl ışıl parlayan gözleri daha parlak bakmaya başladı dünyaya...
sonra daha minicik bir bebekken ışıldayan gözleri genç kızlık yıllarından itibaren birşeyleri değiştirmek için yola çıkacaktı...
veee...bu kız değiştirmek için çıktığı yolda kiminin annesi,kiminin ablası,kiminin akranı,kiminin arkadaşı,kiminin dert ortağı... olacaktı.
onun adı "TÜRKAN" dı....
Tüm Türkiye'nin hatta dünya'nın TÜRKAN SAYLAN'ı olacaktı...
(seni nasıl anlatsam bilemedim,nasıl döksem sana olan duygularımı...hiç tanıyamadım belki seni ama içimde hissettim.senin tırnağının zerresi olamasamda yarattıklarını yaşatmak için uğraşan kızlarından biriyim senin en azından böyle hissediyorum.yattığın yerde huzur ve ışıklar içinde uyu...senin yolun artık bizim yolumuz)
HAYDİ HAYAL EDELİM VE İSTEYELİM ŞİMDİ OLMASA BİLE BİR GÜN MUTLAKA OLUR...
HAYDİ HAYAL EDELİM...
Nerede olmak isterdin??? Ben ya istanbul da ya da Philadelphia'nın karla kaplı ama ışıltılı herhangi bir şehrinde olmak isterdim.Eğer istanbuldaysam boğazı gören,kendi sanatsal anlayışımla döşenmiş bir ev ya da Philadelphia'nın ışıltılı bir şehrinde kendi müstakil evim.Aslında istanbul ya da Philadelphia...nerede olduğum farketmez!!!kendi evimde yanımda en yakın arkadaşım karlı bir aralık ayına uyanmak isterdim.Perdeyi aralayıp bir müddet yağan karı izlemek isterdim evimin penceresinden,sonra arkadaşımla birlikte lapa lapa yağan kar eşliğinde güzel bir kahvaltı yapmak.Kahvaltının ardından en yakın arkadaşımla birlikte eldivenlerimizi,berelerimizi,atkılarımız takıp,karlı bir güne uygun giyinip kısacası içimizde yeni yıl şarkılarıyla birlikte şehrin ışıltılı sokaklarında yürümek...duraklarda sıcacık bir mekanda sıcacık bir kahve içmek,pırıldayan şehre karşı tatlı sohbetler etmek ve bazen de susup muhteşem manzara karşısında hayallere dalmak,belki sevgilini ya da sevdiğini düşünmek,hüzünlenmek aralarda...en son durakta da soluklanıp ısındıktan,sıcacık kahveni içtikten sonra tekrar karlı yollarda yeni yıl şarkıları eşliğinde yürüyüp sıcacık mutluluk dolu evine geri dönmek.Evde biraz soluklandıktan sonra akşam için güzel yemekler hazırlamak ve arkadaşlarını çağırıp hepberaber şehrin karlı ve ışıltı dolu gecesinde belki istanbul manzarası eşliğinde belki de Philadelphia sokaklarının sakinliğini dinleyerek güzel bir akşam yemeği yemek,yemeğin ardından içilen sıcacık çaylar ya da kahveler,kim ne içmek isterse kısacası...tatlı sohbetlerle devam eden akşam ve arkadaşlarını uğurlamak gece yarısına doğru...
Ama bize uyumak yok gene geçip pencerenin karşısına alıp kahvemizi elimize bir korku filmi açmak karlı gecenin karanlığında sabaha kadar korku filmi izlemek...
Veee...gecenin sonu sıcacık yatağına yatıp tatlı bir uykuya dalmak...
İşte mutluluğun küçük ama dolu dolu yaşanan hali.Böyle bir günü kim yaşamak istemez ki!!!en azından ben yaşamak isterim.Şimdilik hayal ettik belki ama inanır ve çok istersek bir gün mutlaka olur...
O zaman sizde hayal etmekten ve istemekten korkmayın,hayal edin ve isteyin ama yürekten isteyin,hayalinizin büyüklüğü ya da küçüklüğü size kalmış...önemli olan;
BUGÜN HAYAL EDİN BİR GÜN MUTLAKA OLUR!!!
Nerede olmak isterdin??? Ben ya istanbul da ya da Philadelphia'nın karla kaplı ama ışıltılı herhangi bir şehrinde olmak isterdim.Eğer istanbuldaysam boğazı gören,kendi sanatsal anlayışımla döşenmiş bir ev ya da Philadelphia'nın ışıltılı bir şehrinde kendi müstakil evim.Aslında istanbul ya da Philadelphia...nerede olduğum farketmez!!!kendi evimde yanımda en yakın arkadaşım karlı bir aralık ayına uyanmak isterdim.Perdeyi aralayıp bir müddet yağan karı izlemek isterdim evimin penceresinden,sonra arkadaşımla birlikte lapa lapa yağan kar eşliğinde güzel bir kahvaltı yapmak.Kahvaltının ardından en yakın arkadaşımla birlikte eldivenlerimizi,berelerimizi,atkılarımız takıp,karlı bir güne uygun giyinip kısacası içimizde yeni yıl şarkılarıyla birlikte şehrin ışıltılı sokaklarında yürümek...duraklarda sıcacık bir mekanda sıcacık bir kahve içmek,pırıldayan şehre karşı tatlı sohbetler etmek ve bazen de susup muhteşem manzara karşısında hayallere dalmak,belki sevgilini ya da sevdiğini düşünmek,hüzünlenmek aralarda...en son durakta da soluklanıp ısındıktan,sıcacık kahveni içtikten sonra tekrar karlı yollarda yeni yıl şarkıları eşliğinde yürüyüp sıcacık mutluluk dolu evine geri dönmek.Evde biraz soluklandıktan sonra akşam için güzel yemekler hazırlamak ve arkadaşlarını çağırıp hepberaber şehrin karlı ve ışıltı dolu gecesinde belki istanbul manzarası eşliğinde belki de Philadelphia sokaklarının sakinliğini dinleyerek güzel bir akşam yemeği yemek,yemeğin ardından içilen sıcacık çaylar ya da kahveler,kim ne içmek isterse kısacası...tatlı sohbetlerle devam eden akşam ve arkadaşlarını uğurlamak gece yarısına doğru...
Ama bize uyumak yok gene geçip pencerenin karşısına alıp kahvemizi elimize bir korku filmi açmak karlı gecenin karanlığında sabaha kadar korku filmi izlemek...Veee...gecenin sonu sıcacık yatağına yatıp tatlı bir uykuya dalmak...
İşte mutluluğun küçük ama dolu dolu yaşanan hali.Böyle bir günü kim yaşamak istemez ki!!!en azından ben yaşamak isterim.Şimdilik hayal ettik belki ama inanır ve çok istersek bir gün mutlaka olur...
O zaman sizde hayal etmekten ve istemekten korkmayın,hayal edin ve isteyin ama yürekten isteyin,hayalinizin büyüklüğü ya da küçüklüğü size kalmış...önemli olan;
BUGÜN HAYAL EDİN BİR GÜN MUTLAKA OLUR!!!
4 Aralık 2010 Cumartesi
KUANTUM,İYİ DÜŞÜN İYİ OLSUN,İNANMAK BAŞARMANIN YARISIDIR.
eskiden kunatuma inanmazdım yani türkçesi pozitif düşün pozitif olsun gerçeğine hep birşeylerin kötü tarafını olumsuz tarafını görürdüm.bende kötü düşüneyim ki iyisi olursa mutlu olayım kötüsü olursa da hayal kırıklığına uğramayayım düşüncesi vardı.sonra birden hayatımda yepyeni birşeyler belirmeye başladı bu daha öncekilerden çok farklıydı daha öncekiler gibi değildi ve birden içimde pozitif bir enerji belirdi.dedim ki kendi kendime şu kuantumu dene bir bakalım evrene enerjini yolla yani pozitif düşün herşeyi bakalım sana geri dönecek mi???ama buna içimden gerçekten inandım bu sözleri sarfedeyim aman olur mu canım hiç demedim ve hayatımdaki herşey birden rayına oturmaya başladı her olumlu düşüncem bana olumlu olarak geri dönmeye başladı dönmeyenler de oldu tabi ama onlar içinde hayal kırıklığına uğramadım bu sefer eskisi gibi,mutlaka daha farklı ve iyi birşey olacak dedim ve oldu çok çok daha iyisi geldi.yani aslında kuantum denilen şeyden de öte "inanmak başarmanın yarısıdır".sözü daha etkili oldu benim hayatımda son birkaç zamandır.
kıssadan hisse iki örnek size;
o zaman kuantum,iyi düşün iyi olsun ve inanmak başarmanın yarısıdır.MÜKEMMEL ÜÇLÜ ANLAYACAĞINIZ;))
kıssadan hisse iki örnek size;
- bazı teknik aksaklıklardan dolayı çıkamayabilir dediğimiz oyun inanılmaz iyi bir şekilde çıktı.(ama tabi ben hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadım)
- ikincisi ise oyunun çıkmasına dalıp ilgilenemediğim projemi pazartesi günkü jury'e yetiştirme çabasındayken jury'nin çarşambaya ertelendiğini öğrendim.
o zaman kuantum,iyi düşün iyi olsun ve inanmak başarmanın yarısıdır.MÜKEMMEL ÜÇLÜ ANLAYACAĞINIZ;))
26 Kasım 2010 Cuma
SEVMEK...
Güneş ve Rüzgar hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar.Ve rüzgar;
"sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım"der.
"şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim" der rüzgar.
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar.Ancak rüzgar şiddetini ne kadar arttırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkıp yaşlı adama sıcacık gülümser.Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan güneş rüzgara;
"Dostluk ve sevgi dolu sıcacık bir gülümseme her zaman kötülük ve zorbalık dolu ruhtan daha güçlüdür"der.
ne güzel bir hikaye değil mi???o zaman niye hep ruhumuzu sevgisizlikle,kinle nefretle doldururuz ki.niye hep içimizde biryerler de nefret hissini taşırız,niye hep en ufacık birşeyde nefretimizi kötülüğümüzü çıkarırız içimizden.insanları sevmemek için elimizden geleni yaparız...
ya da niye hep kinle yoğrulmuş hisleri dostluğa ve sevgiye tercih ederiz.oysa var mıdır insanları sevmek gibisi,onlara sıcacık gülüşünüzü hissettirmek gibisi.en güzeli de insanları günahlarıyla,sevaplarıyla sevebilmesi,insanı insan olduğu için sevebilmesi hele ki o sevdiğin bir de dostunsa var mıdır dostunu sevmek gibisi...
o zaman çıkaralım sıcacık gülüşümüzü dışarı,gülen gözlerle bakalım ilk önce hayata sonra da insanlara... sizi ne kadar kırarlarsa kırsınlar siz onlara sevgiyle yaklaşın kininiz nefretinizle değil sevginizle utandırın onları...çünkü sevdikçe gülümsedikçe yücelir insan,kırdıkça döktükçe değil sadece öyle olduğunu sanır o kadar.
ben her zaman sevginin gücüne inanırım aynı hikayedeki gibi çünkü ancak sevgi dolu sıcacık bir gülüş çıkartır her insanın üstündeki paltoyu,haşin dolu bir rüzgar değil...
"sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım"der.
"şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim" der rüzgar.
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar.Ancak rüzgar şiddetini ne kadar arttırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkıp yaşlı adama sıcacık gülümser.Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan güneş rüzgara;
"Dostluk ve sevgi dolu sıcacık bir gülümseme her zaman kötülük ve zorbalık dolu ruhtan daha güçlüdür"der.
ne güzel bir hikaye değil mi???o zaman niye hep ruhumuzu sevgisizlikle,kinle nefretle doldururuz ki.niye hep içimizde biryerler de nefret hissini taşırız,niye hep en ufacık birşeyde nefretimizi kötülüğümüzü çıkarırız içimizden.insanları sevmemek için elimizden geleni yaparız...
ya da niye hep kinle yoğrulmuş hisleri dostluğa ve sevgiye tercih ederiz.oysa var mıdır insanları sevmek gibisi,onlara sıcacık gülüşünüzü hissettirmek gibisi.en güzeli de insanları günahlarıyla,sevaplarıyla sevebilmesi,insanı insan olduğu için sevebilmesi hele ki o sevdiğin bir de dostunsa var mıdır dostunu sevmek gibisi...
o zaman çıkaralım sıcacık gülüşümüzü dışarı,gülen gözlerle bakalım ilk önce hayata sonra da insanlara... sizi ne kadar kırarlarsa kırsınlar siz onlara sevgiyle yaklaşın kininiz nefretinizle değil sevginizle utandırın onları...çünkü sevdikçe gülümsedikçe yücelir insan,kırdıkça döktükçe değil sadece öyle olduğunu sanır o kadar.
ben her zaman sevginin gücüne inanırım aynı hikayedeki gibi çünkü ancak sevgi dolu sıcacık bir gülüş çıkartır her insanın üstündeki paltoyu,haşin dolu bir rüzgar değil...
22 Kasım 2010 Pazartesi
BİR TUTAM HUZUR
bu aralar bir tutam huzur içindeyim galiba...
bunun tam nedeni bilmiyorum belki 25'li yaşları yaşıyor olmaktan belki hayatımızdaki bazı değişikliklerden belki belki belki... birçok belkisi olabilir aslında...
bir tutam huzuru en iyi hissettiğim yer ise şarkılar.daha yumuşak,daha huzurlu ama bir okadar da isyankar şarkılar kendi içerisinde... zaten isyan hep olmuştur hayatımın içerisinde ama bu aralar daha soft daha soundu yumuşak şarkılar bunlar...
Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım,Şarkılardan mirastı aşk: inandım,Ararsam bulurum sandım,Bulunca durulurum,Durulmuyor denizim,Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık,Durulmuyor durulmuyor,Kaoslarım girdaplarım labirentlerim,Nice nice dertlerim var,İçimden şehirler geçiyor,Her durakta duruyor İnmiyorsun,Seni en sıcak ben öperdim,Kim bilir ama sen bilmiyorsun... diyor bir tarafım alttan alttan isyan ediyor ama sıcak ve yumuşacık bir isyan..
Olmalı mı olmamalı mı,Yoksa hiç değişmemeli mi,Ama ben değişmezsem,Ben olamam ki,Görmeli mi görmemeli mi,Yoksa hiç bakınmamalı mı,Ama ben bakınmazsam,Hiç göremem ki,Sevmeli mi sevmemeli mi,Yoksa hiç beğenmemeli mi,Ama ben beğenmezsem,Hiç konuşmam ki,Bilmeli mi bilmemeli mi,Yoksa hiç öğrenmemeli mi ,Ama ben öğrenmezsem,Hiç olamam ki... diye sakincesine ben buyum diyerek isyan ediyor...
PEKİ YA... 30 seconds to mars,3 doors down,marilyn manson,deathstars ve daha birçoklarına ne oldu.bağırarak,çığlık atarak yapılan isyanlara noldu???onlar da ölmedi tabi ki içimizde biryerlerdeler ama bu aralar yaşadığım bir tutam huzurun baş kahramanları değiller...
bunun tam nedeni bilmiyorum belki 25'li yaşları yaşıyor olmaktan belki hayatımızdaki bazı değişikliklerden belki belki belki... birçok belkisi olabilir aslında...
bir tutam huzuru en iyi hissettiğim yer ise şarkılar.daha yumuşak,daha huzurlu ama bir okadar da isyankar şarkılar kendi içerisinde... zaten isyan hep olmuştur hayatımın içerisinde ama bu aralar daha soft daha soundu yumuşak şarkılar bunlar...
- feridun düzağaç mesela...bir varmış bir yokmuş,beni rahatta dinleyin,mütemadiyen ağlıyorum,aşk çok uzak,çok aşık,içimden şehirler geçiyor...
Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım,Şarkılardan mirastı aşk: inandım,Ararsam bulurum sandım,Bulunca durulurum,Durulmuyor denizim,Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık,Durulmuyor durulmuyor,Kaoslarım girdaplarım labirentlerim,Nice nice dertlerim var,İçimden şehirler geçiyor,Her durakta duruyor İnmiyorsun,Seni en sıcak ben öperdim,Kim bilir ama sen bilmiyorsun... diyor bir tarafım alttan alttan isyan ediyor ama sıcak ve yumuşacık bir isyan..
- bülent ortaçgil mesela...benimle oynar mısın,deniz kokusu,olmalı mı olmamalı mı,sensiz olmaz,teninle konuşmak...
Olmalı mı olmamalı mı,Yoksa hiç değişmemeli mi,Ama ben değişmezsem,Ben olamam ki,Görmeli mi görmemeli mi,Yoksa hiç bakınmamalı mı,Ama ben bakınmazsam,Hiç göremem ki,Sevmeli mi sevmemeli mi,Yoksa hiç beğenmemeli mi,Ama ben beğenmezsem,Hiç konuşmam ki,Bilmeli mi bilmemeli mi,Yoksa hiç öğrenmemeli mi ,Ama ben öğrenmezsem,Hiç olamam ki... diye sakincesine ben buyum diyerek isyan ediyor...
- erkin koray mesela,mesela ezginin günlüğü,mesela umut kaya,mesela yasemin mori,mesela the nickelback,mesela the cranberries... bu aralar böle uzar gider bu liste...
PEKİ YA... 30 seconds to mars,3 doors down,marilyn manson,deathstars ve daha birçoklarına ne oldu.bağırarak,çığlık atarak yapılan isyanlara noldu???onlar da ölmedi tabi ki içimizde biryerlerdeler ama bu aralar yaşadığım bir tutam huzurun baş kahramanları değiller...
BİR "DENİZ YILDIZI" HİKAYESİ ANLATAYIM SİZE...
Bir gün sabahın erken saatlerinde sahil kenarında yürüyüşe çıkan bir yaşlı adam, kumsalda yüzlerce hatta binlerce denilebilecek denizyıldızı ile karşılaşır. Yükselen denizin acımasız dalgaları onları sahile atmıştır. Denizden ayrı kalan denizyıldızları ise can çekişmekte ve bir kurtarıcı beklemektedirler.Yaşlı adam, denizyıldızlarını görmezden gelemez. Hiç olmazsa kurtarabildiğim kadarını kurtarırım, düşüncesiyle denizyıldızlarını denize atmaya başlar. Fakat sayıları o kadar çoktur ki!.. “Daha fazlasını kurtarmalıyım” düşüncesiyle hızını artırır. Onun bu telaşlı hareketleri sahilin öbür ucundan yürüyüşe başlayan bir genç adamın dikkatini çeker. Yaklaştığında yaşlı adama selam verir ve:
“Böyle telaşlı telaşlı ne yapıyorsunuz?” diye sorar: Yaşlı adam, işine hiç ara vermeden soluk soluğa cevap verir: “Denizyıldızlarını okyanusa atıyorum.”
Bu cevaba pek anlam veremeyen genç adam, tekrar sorar: “Denizyıldızı mı?”
“Evet“, der yaşlı adam. “Çünkü güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları bir an önce suya atmazsam az sonra ölecekler.”
Yaşlı ve bilge adamın telaşını hâlâ anlamayan genç adam tekrar sorar: “Ama görmüyor musunuz? Kilometrelerce sahil var ve boydan boya denizyıldızı ile dolu. Senin yalnız başına gösterdiğin bu gayret sonunda ne değişecek ki?”
Yaşlı adam, karşısındaki genç adama anlamlı anlamlı baktıktan sonra eğilerek yerden bir denizyıldızı daha alır ve onu okyanusa fırlatırken şöyle seslenir: “Bak. Onun için çok şey değişti.
İşte hepimiz birer deniz yıldızıyızdır aslında,birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekleriz.
DENİZ YILDIZININ HİKAYESİDİR HAYAT,NE KADAR KURTARIRSAN KAR"
16 Kasım 2010 Salı
bir film gibi...: BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...
bir film gibi...: BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...: "bir masa; dikdörgen uzun bir masa,etrafında 15civarı insan her yaştan her özellikten... bir masa;dikdörtgen uzun bir masa;üstünde her çeşit ..."
BİR MASA;UZUN DİKÖRTGEN BİR MASA...
- bir masa; dikdörgen uzun bir masa,etrafında 15civarı insan her yaştan her özellikten...
- bir masa;dikdörtgen uzun bir masa;üstünde her çeşit yiyecek;sucuğundan salamına,peynirinden zeytinine ne ararsan...
- bir masa;sağ baştan say,en büyükten en küçüğe anneannem,dedem,teyzem,eniştem,büyük kuzen,onun eşi ve onların iki çocuğu,küçük kuzen,onun eşi ve onların 1 çocuğu,en küçük teyze yani annem,onun eşi ve onun 1 çocuğu,yıllardır teyzemlerle birarada yaşayan yengem ve onun iki çocuğu olduk mu size 17 kişi,bir masanın etrafında 17 kişi...
- bir ev;sabah erkenden kalkılan bünyesinde tüm aileyi barındıran bir ev,sabah sabah en küçüğünden en büyüğüne namazdan gelen erkekleri bekleyen hanımlar,sonra herkesin teker teker elleri öpülür,işte en sevmediğim kısım, el öpmek zor zanaat ama yüzümde el öpmeyi sevmesem bile kocaman bir gülücük,sonunda gelecek paralar var çünkü;))eller öpüldükten herkes birbirini kutladıktan sonra telaşla masaya geçilir uzun dikdörtgen masaya hep masanın en köşesine oturan ben çünkü o köşeden ailemi ve yüzlerindeki mutluluğu,kalabalık ama mutlu ailemizin neşe dolu muhabbetini izlerim hep ve o çeşit çeşit yiyecekleri tam anlamıyla tadamandan kalkarım çünkü ailemi izlemek doyurur beni.saatlerce uzun dikdörtgen masada keyif yapılır,gülünür,konuşulur...sonra saate bakılır saat epey olmuştur ve telaşla oturduğumuz masadan uzun sohbetler sonrasında telaşla kalkılır,masa el birliğiyle toplanır ve masa toplanır toplanmaz zil çalar ve misafirler akın akın dolar o saatten sonra işte olayın bu kısmını pek sevmemişimdir hep,çünkü okadar çok insan gelip gider ki arka arkaya kendi geniş ailemi hissetmemi engeller kocaman kalabalık diğer aile bireylerim...ama genede mutluyumdur çünkü ne kadar büyük bir ailem olduğunu o zaman daha çok anlarım ben,zaman zaman şikeyet etsemde bu kadar kalabalıktan bakmayın siz şımarıklığımdandır aslında bütün şikayetim...
-işte böyle bir masanın etrafında büyüyerek geçirdim ben her bayramı,kocaman kalabalık bir aileyle geçirdim,çok mutlu ama şımarıklığımdan hep kalabalıktan şikayet ederek geçirdim.oysa o masanın etrafında toplanabilmek için can atardım her bayram...
-sonra yıllar geçti aile bireylerinde ilk önce dede,sonra anneanne eksildi... biz gene toplandık ama eski tadı kalmadı hiçbirşeyin çünkü büyümüştük artık birileri hayatımızdan çok uzaklara gitmiş geride kalanlar ise hayat gailesine dalmıştı,küçükler büyümüş üniversiteye başlamıştı,o uzun dikdörtgen masanın etrafı eksiklerle doluydu...
-ailem gene benim ailemdi,sevgimizden mutluluğumuzdan hiçbirşey eksilmemişti belki ama hiçbirşeyde benim gözümde eskisi gibi değildi,gözlerimdeki parlaklık eski parlaklık değildi...
çünkü kim ne derse desin hiçbir yeni gün eskisi gibi olmuyor,hele bayramlar hiç olmuyor,her geçen gün hayatımızdan birileri eksilmeye birileride büyümeye başlayınca eskisi gibi olmuyor herşey,en azından bana göre...
-yıl 2010 şimdi artık teyzemlerde geçirmiyoruz bayramları evimizde 3 kişiyiz halamlarla birlikte 7 kişi...
o masa hala aynı uzun dikdörtgen masa etrafında hala insanlar var,teyzemler her bayram eskisi gibi bizi de görmek ister yine ama ben artık küçük masamda daha mutluyum... belki de en çok ben değiştim,çünkü şimdi küçük masamda o uzun dikdörtgen masadakinden daha mutlu hissediyorum kendimi...
çünkü o masada eksikler varken ben de kendi eksik dünyamda yaşamayı seviyorum...
-kaldırmıyor bu bünye hayatımdan göçüp gidenleri,en iyisimi bende küçük dünyamda kutlayarak bayramları daha az acıtıyorum kendi canımı...
İYİ BAYRAMLAR TÜRKİYE,YILLARIN ALIP GÖTÜRDÜKLERİNE RAĞMEN İYİ BAYRAMLAR...
10 Kasım 2010 Çarşamba
HER KAYBEDİŞ BİR BAŞLANGIÇTIR ASLINDA...
Uzun zamandır ağlamayı unuttum,kurudu gözyaşlarım sonbahar yaprakları gibi sonra savruldu gitti uzaklara acımasız bir rüzgarın hışmıyla...
Yok oldu birden hatıralarım,yok oldu hayatım,yok oldu umutlarım, duygularım,gururum,hüznüm,acım,sevincim.
Bir deli rüzgarla yok oldular hepsi,savruldukça savruldum uzaklara,haykırmaya çalıştım burdayım kurtarın beni dedim insanlara ama görmediler,üstüme basıp geçtiler...
Sonra kendime benzer birilerini gördüm savrulduğum bir köşede onlarda ağlamayı unutmuş kuruyup gitmişlerdi benim gibi,onlarda savrulmuşlardı farklı farklı rüzgarlarla.
"merhaba" dedim onlara "merhaba" dediler. Ümitsizliklerimizi,kaybolmuş hatıralarımızı hüzünlerimizi,geride kalmış sevinçlerimizi paylaştık hepberaber,paylaştıkça büyüdük paylaştıkça büyüdük,büyüdükçe geri geldi tüm kaybettiklerimiz...
Sonra pusuya yatıp bekledik hain rüzgarı çok uzun zaman bekledik bekledikçe daha da büyüdük.ve birgün geldi bizi yok etmeye daha da acımasız olmuştu rüzgar gelişinden belliydi ama bizde acılarımızla büyümüş güçlenmiştik artık savaşmaya hazırdık...
Ve beklenen an geldi daldık acımasızca savaşa ne rüzgar bize acıdı ne biz rüzgara...
sonra geri geldi bahar,yeşerdi yapraklarımız,tüm kaybetiklerimiz geri aldık hayattan...
ardından hüngür hüngür ağladık baharın kollarında,döktük sevinç gözyaşlarımızı korkusuzca ve sarıldık kader arkadaşlarımızla omuz omuza kol kola...
kazanmıştık savaşı sarmalayıp birbirimizi acılarımızla,acıları sevinçlere dönüştürdük büyük bir savaşla...
Ve sonra anladık ki yoktu gerek korkmaya sahici olan birlik olmakta birlik olduğun sürece hayatta her kaybediş bir başlangıçtır aslında...
bizde döküyoruz bu aralar yapraklarımızı,biraz kurumaya başladık bu aralar,korkmaya konuşamamaya başladık gerçekleri,yalnız olmayı beraber olmaya tercih ettik nedense ama geçecek bu günlerde atam geçecek hain rüzgarlara karşı birlik olup korkmadan,yılmadan usanmadan yolundan gittiğimiz,seni anlamaya başladığımız gün geçecek hepsi... gülecek o masmavi gözlerin yine ışıl ışıl parlayacak işte benim ülkem benim insanlarım diyeceksin gene savrulduğumuz rüzgarla birlik olup büyüdükçe büyüyecek büyüdükçe güçleneceğiz yeneceğiz hain rüzgarları gene, senle başladık bu topraklarda özgürce yaşamaya senle de devam edeceğiz...
RAHA UYU SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM... BİZ SAVRULURUZ SENİN KURDUĞUN BU ÜLKE İÇİN AMA YİNE BİZ GETİRİRİZ BAHARI BU ÜLKEYE SEN RAHAT UYU...
Yok oldu birden hatıralarım,yok oldu hayatım,yok oldu umutlarım, duygularım,gururum,hüznüm,acım,sevincim.
Bir deli rüzgarla yok oldular hepsi,savruldukça savruldum uzaklara,haykırmaya çalıştım burdayım kurtarın beni dedim insanlara ama görmediler,üstüme basıp geçtiler...
Sonra kendime benzer birilerini gördüm savrulduğum bir köşede onlarda ağlamayı unutmuş kuruyup gitmişlerdi benim gibi,onlarda savrulmuşlardı farklı farklı rüzgarlarla.
"merhaba" dedim onlara "merhaba" dediler. Ümitsizliklerimizi,kaybolmuş hatıralarımızı hüzünlerimizi,geride kalmış sevinçlerimizi paylaştık hepberaber,paylaştıkça büyüdük paylaştıkça büyüdük,büyüdükçe geri geldi tüm kaybettiklerimiz...
Sonra pusuya yatıp bekledik hain rüzgarı çok uzun zaman bekledik bekledikçe daha da büyüdük.ve birgün geldi bizi yok etmeye daha da acımasız olmuştu rüzgar gelişinden belliydi ama bizde acılarımızla büyümüş güçlenmiştik artık savaşmaya hazırdık...
Ve beklenen an geldi daldık acımasızca savaşa ne rüzgar bize acıdı ne biz rüzgara...
sonra geri geldi bahar,yeşerdi yapraklarımız,tüm kaybetiklerimiz geri aldık hayattan...
ardından hüngür hüngür ağladık baharın kollarında,döktük sevinç gözyaşlarımızı korkusuzca ve sarıldık kader arkadaşlarımızla omuz omuza kol kola...
kazanmıştık savaşı sarmalayıp birbirimizi acılarımızla,acıları sevinçlere dönüştürdük büyük bir savaşla...
Ve sonra anladık ki yoktu gerek korkmaya sahici olan birlik olmakta birlik olduğun sürece hayatta her kaybediş bir başlangıçtır aslında...
bizde döküyoruz bu aralar yapraklarımızı,biraz kurumaya başladık bu aralar,korkmaya konuşamamaya başladık gerçekleri,yalnız olmayı beraber olmaya tercih ettik nedense ama geçecek bu günlerde atam geçecek hain rüzgarlara karşı birlik olup korkmadan,yılmadan usanmadan yolundan gittiğimiz,seni anlamaya başladığımız gün geçecek hepsi... gülecek o masmavi gözlerin yine ışıl ışıl parlayacak işte benim ülkem benim insanlarım diyeceksin gene savrulduğumuz rüzgarla birlik olup büyüdükçe büyüyecek büyüdükçe güçleneceğiz yeneceğiz hain rüzgarları gene, senle başladık bu topraklarda özgürce yaşamaya senle de devam edeceğiz...
RAHA UYU SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM... BİZ SAVRULURUZ SENİN KURDUĞUN BU ÜLKE İÇİN AMA YİNE BİZ GETİRİRİZ BAHARI BU ÜLKEYE SEN RAHAT UYU...
4 Kasım 2010 Perşembe
MAVİ GÖZLÜ DEV NAZIM
| NAZIM... MAVİ GÖZLÜ,YAKIŞIKLI,DUYGUSAL,AŞIK NAZIM... | |||||||||||||||||||||||||||||||
BİR GARİP NAZIM
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir
(11.9.'61 - Doğu Berlin)
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
Size bugün bir arkadaşımın kendi bloğunda yazdığı mükemmel sözleri aktarıcam o kadar güzel sözler ki şu an benim ve belki de sizin de içide bulunduğunuz durumu kısa ve net bir şekilde anlatıyor...
BOŞLUĞUNDA YAŞAMAK
Eski bir gemi güvertesinden denize bakıyorduk ya işte öyle bir andayım.
Yine gemi güvertesinde, yine denize bakıyorum...
Yanımda sen yoksun ama yalnız da değilim sanki.
Birinin varlığını hissediyorum, biri var benliğimde... ama sadece var işte ötesi yok yani!
Ben onca varlık hissinin içinde ufacık da olsa bir boşluk yaşıyorum ve ne yaparsam yapayım dolmuyor işte ufacık dediğim o boşluk...
Ne kadar görmezlikten gelmeye çalışsam da bir yerlerde, ufacık bir sözde, bir bakışta o boşluğa düşüyorum.
Sonra biri beni çıkarıyor o boşluktan, tekrar yol alıyoruz ama bu sefer bir melodi, bir koku yine itiyor beni o boşluğa...dönüp dolaşıp aynı boşlukta takılıyorum işte.
İşte galiba ben tam da o boşlukta yaşıyorum hayatı, bu boşluk içinde var olma savaşı veriyorum hala...
Ve her şeye rağmen sana teşekkür ediyorum, bana boşluklarda yaşayarak mutlu olabilmeyi öğrettiğin için...
YAZAN:AYSU GÖKOVA (YAZINA SAĞLIK AYSU)
NE KADAR GÜZEL DEĞİL Mİ BENDE BOŞLUĞUNDA BÖYLE YAŞIYORUM İŞTE...
BOŞLUĞUNDA YAŞAMAK
Eski bir gemi güvertesinden denize bakıyorduk ya işte öyle bir andayım.
Yine gemi güvertesinde, yine denize bakıyorum...
Yanımda sen yoksun ama yalnız da değilim sanki.
Birinin varlığını hissediyorum, biri var benliğimde... ama sadece var işte ötesi yok yani!
Ben onca varlık hissinin içinde ufacık da olsa bir boşluk yaşıyorum ve ne yaparsam yapayım dolmuyor işte ufacık dediğim o boşluk...
Ne kadar görmezlikten gelmeye çalışsam da bir yerlerde, ufacık bir sözde, bir bakışta o boşluğa düşüyorum.
Sonra biri beni çıkarıyor o boşluktan, tekrar yol alıyoruz ama bu sefer bir melodi, bir koku yine itiyor beni o boşluğa...dönüp dolaşıp aynı boşlukta takılıyorum işte.
İşte galiba ben tam da o boşlukta yaşıyorum hayatı, bu boşluk içinde var olma savaşı veriyorum hala...
Ve her şeye rağmen sana teşekkür ediyorum, bana boşluklarda yaşayarak mutlu olabilmeyi öğrettiğin için...
YAZAN:AYSU GÖKOVA (YAZINA SAĞLIK AYSU)
NE KADAR GÜZEL DEĞİL Mİ BENDE BOŞLUĞUNDA BÖYLE YAŞIYORUM İŞTE...
24 Ekim 2010 Pazar
Bu konuyu bir yıl gecikmeli olarak anlatmak biraz acıklı bir durum ama bazen insanlar bir şeyleri geç fark edebiliyor aynı benim ve belki de birçok insanın mete horozoğlunu geç farkettiği gibi ama ben herhalde biraz daha geç farkettim.
-geçen sene bir türlü nefes filmini izlemeye gidemedim,ha gidiyordum ha gideceğim derken film vizyondan kalktı ve ben büyük bir hayal kırıklığına uğradım.filmin vizyona girmesinden sonra bilgisayar ve lap top gibi bir yerden bu filmi izlemek istemedim. ve dün evet dün filmin üstünden bir yıl geçmesinin ardından dün nefes filmini türk televizyonlarında ilk kez izledim.her bir sahnesini her bir anını gözümü ayırmadan ağzım açık gözlerim her an içinde birikmiş olan yaşların patlamasına hazır bir şekilde izledim bu filmi...
filmin içindeki her bir karakter,o karakterlerin ortaya çıkardığı oyunculuk aldı götürdü beni ama bir karakter vardı ki -her ne kadar kendisi filmin başrol oyuncusu olduğunu kabullenmeyecek kadar mütevazi biri olsa da- beni benden aldı. o nasıl bir oyunculuktur filmde oynamamış resmen karakterin kendisini yaşamıştır.film bittikten sonra bir müddet tepkisiz kalmama neden olmuş,nasıl bir insansın ve daha önce nerelerdeydin düşüncesiyle doldurmuştur beni.bir yüzbaşının gelgitlerini, içindeki yaşadığı fırtınaları ve ta derinlerinde karısı için yaşadığı aşkı bu kadar güzel canlandıran bir başkası olamazdı.
-tabii ki o şiir nasıl bir şiirdir o ve nasıl güzel bir sesle ve tonla okunmuştur insanları ve tabii ki beni benden almış çok uzaklara götürmüştür.
-
açıkçası daha ne kadar yazsam içimden geçenleri tarif edemem,daha doğrusu mete horozoğlunu ve oyunculuk nedir diye düşündürttüğü kavramı tarif edemem.mete horozoğlu böyle bir performansla oyunculuk kavramının sorgulanmasına yol açmıştır bence.sinema ve oyunculuk dünyası böyle bir adamı biraz geç farketmiştir ama tam farketmiştir.
-ayrıca bu rolü sayesinde beni kendisine aşık etmiştir(hayranlık anlamında tabi).kendisini biraz araştırdıktan sonra ne kadar eğlenceli,mütevazi,komik ve biraz da çatlak olduğunu gördükten sonra kendisine olan hayranlığım kat be kat artmıştır.en önemlisi de oyuncuuğunun derinliklerinden sıyrılmaya fırsatı bulunabilinirse ne kadar yakışıklı ve karizmatik bir adam olduğunu görebilirsiniz.
ama mete horozoğlu yakışıklı oyunculardan değil, oyuncu yakışıklılardandır ve bu da onu özel kılan sebeplerden biridir.
- oyunculuğuna daha doğrusu yaşamışlığına, gerçekliğine sağlık mete horozoğlu iyi ki farkedildin iyi ki oyuncuyum diye geçinen bir çok kişinin içinden sıyrılıp işte geldim kardeşim oyunculuk budur dedin...
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/12743540.asp?gid=222
http://www.yeniasir.com.tr/Sarmasik/2009/12/13/sanat_egitimi_almis_bir_komunist_diye_yaftalandim
20 Ekim 2010 Çarşamba
bir dünya düşlüyorum...
bir dünya düşlüyorum...
o dünyanın içine küçük,sevimli ama büyük bahçeli ve havuzlu evler yapabileceğim bir alan istiyorum.o evlerin içine de tüm dostum,ailem dediğim insanları yerleştirmek istiyorum.bir de o alana kendi oyunlarımı kendim yapabileceğim etrafımdaki insanlarla birlikte oynayabileceğim kocaman bir tiyatro sahnesi istiyorum.sonra o insanlarla birlikte genişleyip daha kocaman bir aile olmak istiyorum.sadece kurduğum o dünyada o dünyanın içindekilerle yaşamak ömrümü onlarla geçirmek istiyorum.
çok mu şey istiyorum acaba??? ya da biraz fazla mı uçtum ama ben zaten hep uçuğum beni ben yapan şey de bu değil mi zaten. genede çok uçmuş bu demeyin siz hayat mucizelerle dolu bir bakmışsınız oluvermiş belli mi olur:)))
o dünyanın içine küçük,sevimli ama büyük bahçeli ve havuzlu evler yapabileceğim bir alan istiyorum.o evlerin içine de tüm dostum,ailem dediğim insanları yerleştirmek istiyorum.bir de o alana kendi oyunlarımı kendim yapabileceğim etrafımdaki insanlarla birlikte oynayabileceğim kocaman bir tiyatro sahnesi istiyorum.sonra o insanlarla birlikte genişleyip daha kocaman bir aile olmak istiyorum.sadece kurduğum o dünyada o dünyanın içindekilerle yaşamak ömrümü onlarla geçirmek istiyorum.
çok mu şey istiyorum acaba??? ya da biraz fazla mı uçtum ama ben zaten hep uçuğum beni ben yapan şey de bu değil mi zaten. genede çok uçmuş bu demeyin siz hayat mucizelerle dolu bir bakmışsınız oluvermiş belli mi olur:)))
seçenekler
aşk mı sizin içinizde siz mi aşkın içindesiniz ya da her ikisi mi yoksa hiçbiri mi??hadi karar verin e ozmn hangisi???
a.ş.k sadece sevgiliye mi duyulur???
bugün tiyatrodan ve tiyatroya olan aşktan bahsedeyim biraz.bambaşka birşey tiyatro aşkı,belki bir kadının bir adama ya da bir adamın bir kadına olan aşkından bile daha güçlü en azından ben öyle olduğuna inanıyorum.eğer bu aşkı bünyenizde taşıyorsanız sizi sarmışsa bu aşk yatıp kalkıp onu düşünüyorsunuz,hayaller kuruyorsunuz,heyecanlanıyorsunuz ve onu deli gibi istiyorsunuz. çook tanıdık geldi değil mi bu saydıklarım halbuki bu anlattığım bir insanın bir insana olan değil bir insanın tiyatroya olan aşkı hem de karşılıklı ve sadık bir aşk bu.çünkü eğer siz tiyatroya deli gibi aşıksanız emin olun ki o da size aşıktır ve siz onu bırakmadıkca o sizi asla bırakmaz hep yanınızda hep sizinledir,ayrıca ilk günkü heyecanınızı,isteğinizi her geçen gün daha fazla katlar bu aşk bir de bunların üstüne mutlu eder sizi egonuzu tatmin eder,dünyanın en mükemmel en yetenekli en güzel insanı gibi hissedersiniz kendinizi hep pozitif ve mutlu olursunuz kötülüklerden arınır herkesi sevmeyi öğrenirsiniz.ama eğer gerçekten aşıksanız yaşarsınız bu hislerin hepsini.işte ben tiyatro için bu saydıklarımın hepsini yaşıyorum ve hissediyorum,bir erkeğe olan aşktan daha güçlü bir aşk benim içimdeki tiyatro aşkı.ben onu seviyorum o da beni seviyor ve her geçen gün hayata daha da bağlanmamı sağlıyor.MUCİZEVİ BİR ŞEY ANLAYACAĞINIZ...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


.jpg)

