bugün size dostluktan daha doğrusu benim dostlarımdan bahsedeyim biraz,herşeyi anlatırken hayata dair, hayatımın en içindeki yıllardır yanımda olan dostlarımı anlatmadan geçmek istemedim..
düşünsenize ne kadar kutsal birşeydir dostluk,aranızda kan bağı olmadan farklı karakteristik özelliklere sahipken sırf birbirinizi sevdiğiniz için biraraya gelirsiniz ve hayatın tüm zorluklarına karşı sevgi ve saygı içinde ayakta kalmaya çalışır,birbirinizin farklı özellikleriyle savaşır,onlardan eğlenceli şeyler çıkarmaya çalışır bazen de bu farklı özelliklere kızar ama dost olduğunuz için tüm sevginizle ayakta kalırsınız.bu yüzden bazen bir ailenin kan bağından daha güçlüdür dostluk aynı benimkiler gibi...
YIL 1989; kendimi algılayıp tanımaya başladığım zamanlar,yanımda benim gibi küçük bir kız çocuğu daha var,nedense nerdeyse her akşam bizde ve ben bu kız çocuğunun neden sürekli bizde olduğunu algılayamıyorum ama bize gelmediği günler çok üzülüyorum çünkü onunla her gün oynamaya alışmışım.böyle böyle birkaç yıl daha geçiyor artık 5'li yaşlarımızdayız ve ben bu kız çocuğunu artık daha iyi tanıyorum,kim olduğunu biliyorum.her günümüz hatta gecemiz birlikte geçiyor.arada akşamları bizde kalıyor ve erkenden uyuyor ama ben kıpırdağın teki olduğum için uyutmuyorum onu sürekli dürtüyorum ve sürekli peşindeyim ama o benim her engelime karşı uyumaya devam ediyor...
VE YIL 2010; o gün bugündür hala aynı...ben meltemi hala uyutmam ama o bana rağmen hala uyur.biz yıllardır kardeşiz aynı ilk günkü gibi.bol bol da kavga ederiz meltemle yeri göğü inlettiğimiz zamanlar olur ama iki dakika sonra hiçbişi olmamış gibi devam ederiz hayatımıza çünkü birbirimizin içini dışını biliriz biz,hatta kavga etmezsek bi terslik vardır bu işte...farklıdır meltemle kardeşliğimiz ama özeldir.
YIL 2004; kızın biri italyanca dersinde gelip yanıma oturdu,her ne kadar o benim onun yanıma oturduğumu iddia etsede ben öyle hatırlamıyorum:))ama önemli olan kimin ilk önce birbirinin yanına oturduğu değil bu italyanca dersinin gelecek yıllarda dost olmasına yol açacağı iki kız.ilk italyanca dersiyle başladı bizim arkadaşlığımız kim bilebilirdi ki bir italyanca dersi bu iki kızı yıllar boyu nerdeyse 24 saat birbirinden ayırmayacak,her zorluğu her sıkıntıyı her mutluluğu o günden bu güne birlikte yaşayıp atlatacaklar,gelecek yıllar için birlikte hayal kuracaklar,birlikte ağlayıp birlikte gülecekler...herkes bu iki kızın dostluğunu her dakika her an kıskanacak,öğrencileri bırakın öğretmenler bile bu iki kızın dostluğunu kıskanıp ama bir yandanda içlerinden gıpta edecekler...
YIL 2010; işte öget'le böyle başladı herşey...bu okulun bize verdiği en güzel şey dostluğumuz oldu her daim ayakta duran dostluğumuz bundan sonrada böyle olacak bizi kıskananlar,çekemeyenler ömürlerinin sonuna kadar kıskançlık kırıntılarını içlerinde hissedecekler...
YIL GENE 2004; mavi gözlü kızın biri,gözleri çok güzel ama nedense yüzü hiç gülmüyor,soğuk nevalenin teki hiç kanım almadı ve nedense bu kızla sürekli aynı ortamda karşılaşıyoruz ve ben bu durumdan hiç memnun değilim.gel zaman git zaman oluyor bu kızla başka bir ortak arkadaşımızdan dolayı arkadaş olmak zorunda kalıyoruz başka çare yok arkadaş hatırına katlancaksın işte n'aparsın... ama ama ama ben bu kızı tanıdıkça çok sevmeye başlıyorum,ne kadar eğlenceli,aslında istedimi ne kadar güleryüzlü olabildiğini farkediyorum...sevmeye yakınlaşmaya başlıyoruz birbirimize ve bu yakınlık enteresan bir biçimde her geçen gün daha perçinleniyor.sonra öget,ben ve derya her günümüzü her dakikamızı birlikte geçirmeye başlıyoruz.bağlandıkça bağlanıyoruz birbirimize yaz-kış artık her daim birlikteyiz,aradaki pislikleri de safdışı edince daha da perçinleniyor arkadaşlığımz,okulda dışarda yaşadığımız her zorluğu birlikte omuz omuza çözüyoruz.her saf dışı ettiğimiz pislik aslında daha da yakınlaştırıyor bizi birbirimize.bu ekibe meltem de katılınca daha da büyüyor daha da güçlü oluyoruz.
VE YIL 2010; şimdi bu mavi gözlü soğuk kız benim en canım hatta ailem ve hatta kuzenimin nişanlısı ey hayat bak sen şu işe kim derdi ki... nerden nereye:))
YIL 2004 HAZIRLIĞIN İLK AYLARI...bir çocuk var,sürekli necibe diye birinden bahsediyorlar,necibe aşağı necibe yukarı.ben tabi necibeyi kız arkadaşı sanıyorum bu çocuğun.bir gün dayanamıyorum ve "necibe kim?" diye soruyorum ve "necibe benim wosvosum,plakası ncb olduğu için necibe diyoruz"diye bir cevapla karşılaşıyorum.kıpkırmızı ve sevimli bir araba olduğu için değme lüks arabalardan daha popüler."bizide bindirsene bir gün"diyorum."tamam"diyor ve biniş o biniş necibe yanana kadar hiç inmiyoruz o wosvosdan yeri geldiğinde 10 kişi bile biniyoruz o wosvosun içine ve necibe yandığında bir tarih kapanıyor ama aydoğanla benim dostluğum bir tarih açıyor.sürekli birlikteyiz,sürekli yanyanayız.abilik yapıyor bana aydoğan,zor günümde mutlu günümde hep yanımda tabi bende onun.gerçek abim olsa bu kadar sevemem belki de annem babam bile ona ve onun dostluğuna çok güveniyor.onu derya,meltem ve ögetle tanıştırıyorum ve artık hepimizin dostu,arkadaşı oluyor.hepimize lakaplar takıyor hepimizi çok güldürüyor,farklı bir kişilik orjinal adamım benim o.aydu'muz bizim o ayduca dilinin kurucusu,tam bir orjinal ama kalbi yüreği sağlam orjinallerden...
işte böyle yıllardır yetiyoruz biz birbirimize yıllardır tüm zorlukları,bize yapılan tüm süikastleri,tüm sıkıntıları,tüm mutlulukları,aşkları,terkedişleri,kalp ağrılarını,mutlu birliktelikleri,eğlenceli günleri,deliliklerimizi,yazımızı-kışımızı beraber yaşadık,berbaber atlattık herşeyi ve beraber tutunduk hayata.bazen sendeliyor gibi olduk,bazen yıkacaklar bizi sandık ama aslında her gün bizi daha da güçlendirdi yine voltran oluşturup iyi günde de kötü günde de bir araya geldik.
hayaller kurduk daima gelecekle ilgili,hepimizin birarada oturacağı öpmüşler ve olmuşlar sitesini kurduk ömür boyu ayrılmamak için...hayallerimizin içinde de hep birlikte olduk kısacası...çünkü biliyorduk ki bizi bizden başka düşünen yoktu.biz ancak birbirimize destek olurduk bu hayatta sadece biz destek olurduk birbirimize,yeni gelen çok insan olurdu ama kimse kurduğumuz bağ gibisini yaşatamazdı bize çünkü biz şarap gibi yıllandıkça güzelleşenlerdendik.yeniler ancak farklılık katardı hayatımıza bizi monotonluktan kurtarırdı işte o kadar onlardan geriye kalanlar biz olurduk gene,sadece biz...
ŞİMDİ 10 YIL SONRASI... yıl 2020 ve niceleri... eğer hayatımıza yeni giren insanlar yani sevgililerimiz ya da eşlerimiz onlarla da bu uyumu yakalar ve hepimiz daha da büyüyerek aile dostu olabilme şerefine erişirsek ve bu aileyi çocuklarımızla daha da kalabalıklaştırırsak işte o zaman kimse tutamaz bizi,mahşere kadar dostuz ama mahşerden sonra da arkamızda bizim dostluğumuzu yürüten bir mirasımız var çocuklarımız...ölsek bile içimiz rahat yani:))
ama ben biliyorum ki biz o şerefe erişeceğiz neler atlatmışız biz,iki sevgili iki eş mi o şerefe eriştiremeyecek bizi... çünkü ne demiş Nietzsche ve Konfüçyüs;
"Güller , laleler , bütün çiçekler solar . Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır."
28 Aralık 2010 Salı
22 Aralık 2010 Çarşamba
BİR YERLERDEN BAKIYORUM HAYATA...
biryerlerden bakıyorum hayata bilmediğim daha önce görmediğim hissetmediğim biryerlerden...
daha önce bakmamıştım hiç buradan hayata o baktığım yerinde neresi olduğunu bilmiyorum ya...
ama çok güzel bir yer olduğunun farkındayım çünkü seni getiriyor bana,seni düşündürüyor,seni hissettiriyor... kaybettiklerimi geri getiriyor kazandıklarımı daha da ileri götürtüyor herşey daha farklı ve daha güzel oluyor...
yeni penceremin içinde yaşıyorum hayatı yeni yollar keşfediyorum yepyeni vapurlara binip yeni yeni güverteler keşfediyorum ve daima iyiye götüren yeni yepyeni seçenekler...
gülüyorum her daim,sıcacık bir bakışla bakıyorum hayata ama en çok da sana... deniz daha bir farklı benim için,insanlar,hayat,vapurlar... daha daha niceleri.
gözlerim parlak pırıl pırıl içinden ışık geçmişcesine,mutlu olmayı ilk defa bu kadar derinlemesine içime çekiyorum,çektikce her günü derinlemesine en ince ayrıntısıyla yaşıyorum...
düşünüyorum sonra yeni pencerem neden bu kadar güzel,yeni keşiflerim neden bu kadar farklı,neden herşey daha bir bambaşka ve neden daha önce görmediğim yerlerden bakıp hissetmediğim yerlerden bakabiliyorum hayata...daha öncekilerden niye farklı...
nedenlerle dolu ama bu nedenler bir vapurun üzerinde deniz kokusunu içine çeken nedenler...o kadar duru,güzel ve hayat dolu...
bir yerlerden bakıyorum hayata ve o baktığım yerin neresi olduğunu bilmiyorum ya...ama birşeyi tek bir şeyi biliyorum galiba...
bir düşün bakalım neyi acaba???
daha önce bakmamıştım hiç buradan hayata o baktığım yerinde neresi olduğunu bilmiyorum ya...
ama çok güzel bir yer olduğunun farkındayım çünkü seni getiriyor bana,seni düşündürüyor,seni hissettiriyor... kaybettiklerimi geri getiriyor kazandıklarımı daha da ileri götürtüyor herşey daha farklı ve daha güzel oluyor...yeni penceremin içinde yaşıyorum hayatı yeni yollar keşfediyorum yepyeni vapurlara binip yeni yeni güverteler keşfediyorum ve daima iyiye götüren yeni yepyeni seçenekler...
gülüyorum her daim,sıcacık bir bakışla bakıyorum hayata ama en çok da sana... deniz daha bir farklı benim için,insanlar,hayat,vapurlar... daha daha niceleri.
gözlerim parlak pırıl pırıl içinden ışık geçmişcesine,mutlu olmayı ilk defa bu kadar derinlemesine içime çekiyorum,çektikce her günü derinlemesine en ince ayrıntısıyla yaşıyorum...
düşünüyorum sonra yeni pencerem neden bu kadar güzel,yeni keşiflerim neden bu kadar farklı,neden herşey daha bir bambaşka ve neden daha önce görmediğim yerlerden bakıp hissetmediğim yerlerden bakabiliyorum hayata...daha öncekilerden niye farklı...
nedenlerle dolu ama bu nedenler bir vapurun üzerinde deniz kokusunu içine çeken nedenler...o kadar duru,güzel ve hayat dolu...
bir yerlerden bakıyorum hayata ve o baktığım yerin neresi olduğunu bilmiyorum ya...ama birşeyi tek bir şeyi biliyorum galiba...
bir düşün bakalım neyi acaba???
GROWN UPS-bazılarının olgunlaşmak için biraz daha fazla zamana ihtiyacı vardır.
geçenlerde çok güzel bir film izledim...

adı grown ups-yani büyükler
başrollerde adam sandler ve salma hayek.biraraya gelmelerini düşünemediğim iki oyuncu ama bu filme inanılmaz bir biçimde yakışmışlar.zaten adam sandler hayran olduğum oyunculardan biri ve yaptığı her işte çok iyi...
50 first date,click ve damadı öpebilirsinden sonra adam sandlerdan ne zamandır onlar kadar iyi bir film bekliyordum ve geçenlerde bu filmi buldum.GROWN UPS...
hem çook eğlenceli,dibine kadar güldürebilen unsurlar içeriyor hem de click ve 50 first date filmindeki gibi anlamlı ve güzel,hayatın ufak mutluluklarını,ayrıntılarını keşfetmeyi anlatıyor.
5 küçük arkadaş bir basketbol takımının yetenekli ve afacan çocukları ve babaları gibi sevdikleri koçları...
yıllar sonra bu 5 küçük afacan büyür ve hayat onları bambaşka yerlere dağıtır ama ileride tekrar buluşacakları bir yer vardır,orası filmde saklı;))
işte bundan sonra hayaları hem eskisi gibi olur ama bir yandan da küçük mutlulukların ama büyük dostlukların olduğu bambaşka bir yöne doğru kayar,hem bu sefer artık 5 kişi de değillerdir...
belki adam sandler olduğu için belki hayal ettiğim bir hayat tarzı olduğu için belki de her ikisi de olduğu için ben bu filmden çook ama çok etkilendim,çok sevdim,çok güldüm ve çook derinlerde hissettim...
belki sizde izlemek istersiniz,belki sizde benim gibi sever ve etkilenirsiniz diye bu güzel filmi sizinle paylaşmak istedim İYİ SEYİRLER HEPİNİZE...

adı grown ups-yani büyükler
başrollerde adam sandler ve salma hayek.biraraya gelmelerini düşünemediğim iki oyuncu ama bu filme inanılmaz bir biçimde yakışmışlar.zaten adam sandler hayran olduğum oyunculardan biri ve yaptığı her işte çok iyi...
50 first date,click ve damadı öpebilirsinden sonra adam sandlerdan ne zamandır onlar kadar iyi bir film bekliyordum ve geçenlerde bu filmi buldum.GROWN UPS...
hem çook eğlenceli,dibine kadar güldürebilen unsurlar içeriyor hem de click ve 50 first date filmindeki gibi anlamlı ve güzel,hayatın ufak mutluluklarını,ayrıntılarını keşfetmeyi anlatıyor.
5 küçük arkadaş bir basketbol takımının yetenekli ve afacan çocukları ve babaları gibi sevdikleri koçları...
yıllar sonra bu 5 küçük afacan büyür ve hayat onları bambaşka yerlere dağıtır ama ileride tekrar buluşacakları bir yer vardır,orası filmde saklı;))
işte bundan sonra hayaları hem eskisi gibi olur ama bir yandan da küçük mutlulukların ama büyük dostlukların olduğu bambaşka bir yöne doğru kayar,hem bu sefer artık 5 kişi de değillerdir...
belki adam sandler olduğu için belki hayal ettiğim bir hayat tarzı olduğu için belki de her ikisi de olduğu için ben bu filmden çook ama çok etkilendim,çok sevdim,çok güldüm ve çook derinlerde hissettim...
belki sizde izlemek istersiniz,belki sizde benim gibi sever ve etkilenirsiniz diye bu güzel filmi sizinle paylaşmak istedim İYİ SEYİRLER HEPİNİZE...
13 Aralık 2010 Pazartesi
13 ARALIK 1935
13 aralık 1935 şehir istanbul...
minicik bir kız çocuğu geldi dünyaya...ışıl ışıl parlayan gözleri vardı...
yıllar yıllar sonra...minicik kız çocuğu genç bir kız oldu ve ışıl ışıl parlayan gözleri daha parlak bakmaya başladı dünyaya...
sonra daha minicik bir bebekken ışıldayan gözleri genç kızlık yıllarından itibaren birşeyleri değiştirmek için yola çıkacaktı...
veee...bu kız değiştirmek için çıktığı yolda kiminin annesi,kiminin ablası,kiminin akranı,kiminin arkadaşı,kiminin dert ortağı... olacaktı.
onun adı "TÜRKAN" dı....
Tüm Türkiye'nin hatta dünya'nın TÜRKAN SAYLAN'ı olacaktı...
İYİ Kİ DOĞDUIN TÜRKAN ANNE İYİKİ VARDIN VE HALA VARSIN VE GERİDE BIRAKTIKLARINLA VAR OLMAYA DEVAM EDECEKSİN...
(seni nasıl anlatsam bilemedim,nasıl döksem sana olan duygularımı...hiç tanıyamadım belki seni ama içimde hissettim.senin tırnağının zerresi olamasamda yarattıklarını yaşatmak için uğraşan kızlarından biriyim senin en azından böyle hissediyorum.yattığın yerde huzur ve ışıklar içinde uyu...senin yolun artık bizim yolumuz)
minicik bir kız çocuğu geldi dünyaya...ışıl ışıl parlayan gözleri vardı...
yıllar yıllar sonra...minicik kız çocuğu genç bir kız oldu ve ışıl ışıl parlayan gözleri daha parlak bakmaya başladı dünyaya...
sonra daha minicik bir bebekken ışıldayan gözleri genç kızlık yıllarından itibaren birşeyleri değiştirmek için yola çıkacaktı...
veee...bu kız değiştirmek için çıktığı yolda kiminin annesi,kiminin ablası,kiminin akranı,kiminin arkadaşı,kiminin dert ortağı... olacaktı.
onun adı "TÜRKAN" dı....
Tüm Türkiye'nin hatta dünya'nın TÜRKAN SAYLAN'ı olacaktı...
(seni nasıl anlatsam bilemedim,nasıl döksem sana olan duygularımı...hiç tanıyamadım belki seni ama içimde hissettim.senin tırnağının zerresi olamasamda yarattıklarını yaşatmak için uğraşan kızlarından biriyim senin en azından böyle hissediyorum.yattığın yerde huzur ve ışıklar içinde uyu...senin yolun artık bizim yolumuz)
HAYDİ HAYAL EDELİM VE İSTEYELİM ŞİMDİ OLMASA BİLE BİR GÜN MUTLAKA OLUR...
HAYDİ HAYAL EDELİM...
Nerede olmak isterdin??? Ben ya istanbul da ya da Philadelphia'nın karla kaplı ama ışıltılı herhangi bir şehrinde olmak isterdim.Eğer istanbuldaysam boğazı gören,kendi sanatsal anlayışımla döşenmiş bir ev ya da Philadelphia'nın ışıltılı bir şehrinde kendi müstakil evim.Aslında istanbul ya da Philadelphia...nerede olduğum farketmez!!!kendi evimde yanımda en yakın arkadaşım karlı bir aralık ayına uyanmak isterdim.Perdeyi aralayıp bir müddet yağan karı izlemek isterdim evimin penceresinden,sonra arkadaşımla birlikte lapa lapa yağan kar eşliğinde güzel bir kahvaltı yapmak.Kahvaltının ardından en yakın arkadaşımla birlikte eldivenlerimizi,berelerimizi,atkılarımız takıp,karlı bir güne uygun giyinip kısacası içimizde yeni yıl şarkılarıyla birlikte şehrin ışıltılı sokaklarında yürümek...duraklarda sıcacık bir mekanda sıcacık bir kahve içmek,pırıldayan şehre karşı tatlı sohbetler etmek ve bazen de susup muhteşem manzara karşısında hayallere dalmak,belki sevgilini ya da sevdiğini düşünmek,hüzünlenmek aralarda...en son durakta da soluklanıp ısındıktan,sıcacık kahveni içtikten sonra tekrar karlı yollarda yeni yıl şarkıları eşliğinde yürüyüp sıcacık mutluluk dolu evine geri dönmek.Evde biraz soluklandıktan sonra akşam için güzel yemekler hazırlamak ve arkadaşlarını çağırıp hepberaber şehrin karlı ve ışıltı dolu gecesinde belki istanbul manzarası eşliğinde belki de Philadelphia sokaklarının sakinliğini dinleyerek güzel bir akşam yemeği yemek,yemeğin ardından içilen sıcacık çaylar ya da kahveler,kim ne içmek isterse kısacası...tatlı sohbetlerle devam eden akşam ve arkadaşlarını uğurlamak gece yarısına doğru...
Ama bize uyumak yok gene geçip pencerenin karşısına alıp kahvemizi elimize bir korku filmi açmak karlı gecenin karanlığında sabaha kadar korku filmi izlemek...
Veee...gecenin sonu sıcacık yatağına yatıp tatlı bir uykuya dalmak...
İşte mutluluğun küçük ama dolu dolu yaşanan hali.Böyle bir günü kim yaşamak istemez ki!!!en azından ben yaşamak isterim.Şimdilik hayal ettik belki ama inanır ve çok istersek bir gün mutlaka olur...
O zaman sizde hayal etmekten ve istemekten korkmayın,hayal edin ve isteyin ama yürekten isteyin,hayalinizin büyüklüğü ya da küçüklüğü size kalmış...önemli olan;
BUGÜN HAYAL EDİN BİR GÜN MUTLAKA OLUR!!!
Nerede olmak isterdin??? Ben ya istanbul da ya da Philadelphia'nın karla kaplı ama ışıltılı herhangi bir şehrinde olmak isterdim.Eğer istanbuldaysam boğazı gören,kendi sanatsal anlayışımla döşenmiş bir ev ya da Philadelphia'nın ışıltılı bir şehrinde kendi müstakil evim.Aslında istanbul ya da Philadelphia...nerede olduğum farketmez!!!kendi evimde yanımda en yakın arkadaşım karlı bir aralık ayına uyanmak isterdim.Perdeyi aralayıp bir müddet yağan karı izlemek isterdim evimin penceresinden,sonra arkadaşımla birlikte lapa lapa yağan kar eşliğinde güzel bir kahvaltı yapmak.Kahvaltının ardından en yakın arkadaşımla birlikte eldivenlerimizi,berelerimizi,atkılarımız takıp,karlı bir güne uygun giyinip kısacası içimizde yeni yıl şarkılarıyla birlikte şehrin ışıltılı sokaklarında yürümek...duraklarda sıcacık bir mekanda sıcacık bir kahve içmek,pırıldayan şehre karşı tatlı sohbetler etmek ve bazen de susup muhteşem manzara karşısında hayallere dalmak,belki sevgilini ya da sevdiğini düşünmek,hüzünlenmek aralarda...en son durakta da soluklanıp ısındıktan,sıcacık kahveni içtikten sonra tekrar karlı yollarda yeni yıl şarkıları eşliğinde yürüyüp sıcacık mutluluk dolu evine geri dönmek.Evde biraz soluklandıktan sonra akşam için güzel yemekler hazırlamak ve arkadaşlarını çağırıp hepberaber şehrin karlı ve ışıltı dolu gecesinde belki istanbul manzarası eşliğinde belki de Philadelphia sokaklarının sakinliğini dinleyerek güzel bir akşam yemeği yemek,yemeğin ardından içilen sıcacık çaylar ya da kahveler,kim ne içmek isterse kısacası...tatlı sohbetlerle devam eden akşam ve arkadaşlarını uğurlamak gece yarısına doğru...
Ama bize uyumak yok gene geçip pencerenin karşısına alıp kahvemizi elimize bir korku filmi açmak karlı gecenin karanlığında sabaha kadar korku filmi izlemek...Veee...gecenin sonu sıcacık yatağına yatıp tatlı bir uykuya dalmak...
İşte mutluluğun küçük ama dolu dolu yaşanan hali.Böyle bir günü kim yaşamak istemez ki!!!en azından ben yaşamak isterim.Şimdilik hayal ettik belki ama inanır ve çok istersek bir gün mutlaka olur...
O zaman sizde hayal etmekten ve istemekten korkmayın,hayal edin ve isteyin ama yürekten isteyin,hayalinizin büyüklüğü ya da küçüklüğü size kalmış...önemli olan;
BUGÜN HAYAL EDİN BİR GÜN MUTLAKA OLUR!!!
4 Aralık 2010 Cumartesi
KUANTUM,İYİ DÜŞÜN İYİ OLSUN,İNANMAK BAŞARMANIN YARISIDIR.
eskiden kunatuma inanmazdım yani türkçesi pozitif düşün pozitif olsun gerçeğine hep birşeylerin kötü tarafını olumsuz tarafını görürdüm.bende kötü düşüneyim ki iyisi olursa mutlu olayım kötüsü olursa da hayal kırıklığına uğramayayım düşüncesi vardı.sonra birden hayatımda yepyeni birşeyler belirmeye başladı bu daha öncekilerden çok farklıydı daha öncekiler gibi değildi ve birden içimde pozitif bir enerji belirdi.dedim ki kendi kendime şu kuantumu dene bir bakalım evrene enerjini yolla yani pozitif düşün herşeyi bakalım sana geri dönecek mi???ama buna içimden gerçekten inandım bu sözleri sarfedeyim aman olur mu canım hiç demedim ve hayatımdaki herşey birden rayına oturmaya başladı her olumlu düşüncem bana olumlu olarak geri dönmeye başladı dönmeyenler de oldu tabi ama onlar içinde hayal kırıklığına uğramadım bu sefer eskisi gibi,mutlaka daha farklı ve iyi birşey olacak dedim ve oldu çok çok daha iyisi geldi.yani aslında kuantum denilen şeyden de öte "inanmak başarmanın yarısıdır".sözü daha etkili oldu benim hayatımda son birkaç zamandır.
kıssadan hisse iki örnek size;
o zaman kuantum,iyi düşün iyi olsun ve inanmak başarmanın yarısıdır.MÜKEMMEL ÜÇLÜ ANLAYACAĞINIZ;))
kıssadan hisse iki örnek size;
- bazı teknik aksaklıklardan dolayı çıkamayabilir dediğimiz oyun inanılmaz iyi bir şekilde çıktı.(ama tabi ben hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadım)
- ikincisi ise oyunun çıkmasına dalıp ilgilenemediğim projemi pazartesi günkü jury'e yetiştirme çabasındayken jury'nin çarşambaya ertelendiğini öğrendim.
o zaman kuantum,iyi düşün iyi olsun ve inanmak başarmanın yarısıdır.MÜKEMMEL ÜÇLÜ ANLAYACAĞINIZ;))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

